14 Şubat’a saatler kala

2/12/2018 Vatan

Evet, 14 Şubat’a azcık kala size bir öyküden bahsedeceğim.Matilda’yı ve nicelerini dünya çocuk klasikleri arasına katan Roald Dahl’ın ‘Öptüm Seni’ (Can Yayınları, Çeviri: Püren Özgören) diye bir kitabı var. Roald Dahl sadece çocuklar ve gençler için değil, yetişkinler için de müthiş öyküler yazan bir yazar(dı).

Öptüm Seni de bu kıvrak öykülerle dolu. ‘İnsan kimdir?’ sorusuna paha biçilmez cevaplar saklı bu öykülerde. Edebiyatın temel sorunlarından ve konularından olan insanı mercek altına aldığı bu öykülerinde Roald Dahl, çok şükür, bizlere toplumsal mesajlar verme derdinde de değil (bu, olsa olsa üçüncü dünya ülkesi yazarının etrafını saran beter havayla soluduğu makus kaderi). Ya Roald Dahl? O sadece anlatıyor!

Kitaptaki ‘Gökyüzüne Çıkan Yol’ adlı öykü adıyla ilgimi çekiyor hemen. Öykü, yıllarını birbirlerinde eritmiş bir çiftin öyküsü gibi başlıyor. Bu çift, birbirine alışmış, torun torba sahibi olmuş, hayatı ortaklaştırmış iki insan gibiler. Bay ve Bayan Foster, ilk başta böyle çıkıyor karşımıza. ‘Ah’ diyorsunuz ‘Ah! İşte birbirine alışmış, birbirini yıllar içinde sınamış oturaklı iki insan!’ Yalnız Bayan Foster biraz takıntılı biri galiba. Roald Dahl, başlangıçta bizleri bu yönde hafifçe ıslatıyor sanki. Hatta, bu ahmakıslatan serpintide, Bay Foster’dan yana bir kavis de çiziyoruz öyküde ilerlerken. Olaysa, Bayan Foster’ın Paris’teki torunlarını ve kızını (ve elbette damadını) görme telaşı üzerine kurulu. Telaş doğru sözcük çünkü Bayan Foster bir dakiklik abidesi. Ve dediğim gibi Bay Foster’ın bu konudaki sıkıntısı ve açmazı da öyküye yön verecek gibi gözüküyor. Aklınızda ‘aşk sen nelere ve senelere kadirsin!’ çıkarsamasıyla birlikte satırları okumaya devam ediyorsunuz.

Ancak öykünün sonuna doğru (öyküyü anlatmayacağım, kitabı alın okuyun derim!), işin renginin çok farklı olduğuna, aşk denilenin belki bu öykü için doğru sözcük olmadığına, 30 yılı aşkın bir süre birlikte yaşasalar da insanların aslında birbirlerine nasıl yabancı kalabileceklerine, birbirlerini hiç ama hiç anlamadıklarına ve bu iletişimsizlikten ötürü birbirlerine, içten içe nasıl kin beslediklerine tanıklık ediyorsunuz.

Öyküdeki yazar mahareti ise, okur olarak başlangıçta Bay Foster’dan yana çizdiğimiz kavisin, öykünün sonuna doğru Bayan Foster’a doğru kıvrılması! Peki bu bir şeyi değiştiriyor mu? Hem evet hem de hayır. Evet, çünkü ‘kadın ne kadar bunalmış’ diyorsunuz. Hayır, çünkü bu kadın ruhu çok karşılaştığınız bir ruh!

Ve elbette şu soru: Sevgi nedir? Hani ortalık kalpten kırılıp durur, dahası sevgi sözcükleriyle ‘yıkılırken’ diye söylüyorum.