24/03/2011
ABD’nin ve NATO’nun ultramodern silahlarla Libya’yı hedef alması arkasında bir sürü soru işaretini barındırarak tarihin kanlı ve yorgun sayfalarına yazıldı bile. En duygusal ve naif perpektiften sorulacak soru, olsa olsa “Obama bize niye yalan söyledin?” olabilir. Ancak Obama’nın bu konuda vereceği cevabın ne olduğunu da bir şekilde biliriz: “Ne yapayım kardeşim dış politikamız güvercinleri de şahinleri de aşan yekpare bir politikadır!” Haksız sayılmaz. özellikle ABD dış politikasında iyi polis, kötü polis hesabı, al Bush’u vur Clinton’a hallerini az yaşamadık. Hele bizim diyarda, Ortadoğu’da.
üç aşağı beş yukarı iç ve dış politikaların kırtasiye işlerini ve bürokratik manevralarını bir yere kadar anladık diyelim. Hatta bunlarla bağlantılı olan askeri tavrı da “böyle gelmiş böyle gider” diyerek bir yere kadar çözmüş olalım. Geriye kala kala tek bir şey kalıyor. Günümüzde asıl dinamizmi bu alanlara veren hayat öpücüğü, kısaca bilim.
O zaman şunu soralım mı bilime: Ortadoğu’daki her ileri geri harekette dış politikalarının çerçevesi incelikle çizilmiş, gelişmiş ülkelerde devreye giren bilimin daha doğrusu teknobilimin işlevi nedir günümüzde? Şunları görürüz ya, silahlar ülkeleri vurur, işte o zamanki sorudur bu. Bazen bir savaş mı yoksa bir karnaval mı, seyretmektesiniz tam olarak çözemezsiniz ya. Bir ışık ve ses seli eşliğinde demokrasi skalasında “geri kalmış” ülkelere barış ve demokrasi sunulur ya, o zaman. Kadınlar, çocuklar, evler, yaşam abluka altına alınmıştır en beterinden ama hızla uçan uçakların, gökten salınan bombaların teknolojik iradesi her şeyin önüne geçmiştir.
İşte o zamanki sorudur bu ve ardından da başka bir tanesi gelir: Sahi 21. yüzyılın bilimi sivil midir, yoksa askeri mi?
Şöyle bir hafızamızı yoklayalım. özellikle son elli yıldır silahlanma projelerinin yegane teminatı haline gelmiştir bilim. Kısaca bilim felsefi köklerinden uzaklaşmış (uzaklaştırılmış), insanlığa ve yaşama faydalı olabilecek olasılıkları göz ardı etmeyi alışkanlık haline getiren uyanık ve aynı oranda da küreselleşme karşısında eli kolu bağlı biçare siyasetlerin hizmeti altına girmiştir. Hakikati anlamak ve yeryüzünün ötesini görmek. Bu hususlar bilim için demode ve naif arayışlara indirgenmiş, onların yerine sınırları korumak, gerekirse askeri ve gizli planlarla yeniden bu sınırları çizmek, insansız stratejilerle soyut coğrafyalar belirlemek bilimin asıl görevleri haline getirilmiştir. Kısaca söylemek gerekirse, hem başlangıç noktası hem de varılacak son itibariyle bilim somut ve sıradan bir sayısal gerçeğe indirgenmiştir.
Afganistan, Irak, Libyaö Sınırlar, vaat edilen sınırsızlıklar, kutsal topraklar, CIA uçakları, üsler, uçak gemileri, uydular, füzeler, filtreler, kameralar, dinleme aletleri, petrol. Nicesi. Ve gizemli yalanlar. Elbette kuyruklu teknolojik ve “bilgilendirici” yalanlar.
Teknolojik maceralar içersinde kendine yol bulmaya çalışan resmi üniformalar ve gizli ajan kostümleri içindeki bilim, dünyayı sesten hızlı dolaşan uçaklar, en akıl almaz mermiler ve bombalar içersinde kendine ait özel bir ölüm fermanına imza mı atmaktadır yoksa?