17/03/2014
Yuvarlandı gitti �ocuk misket toprağa. Yorgun d�nya da peşinden. Aklınıza kim gelirse işte:
Bildik karabatak, geveze martı, heyecanlı yelkovan kuşu, ıssız gece kuşu da.
Derken gece ve g�nd�z. Dopdolu ikindiler, ışıklı �ğleler, g�lgeli akşam �zerleri, esintili seherler, sessiz şafak vakti, g�neş.
Sonra g�neş tutulması oldu. Titrek ayın y�z� g�neşe d�şt�, vay!
Ay eksik mi kalacak? O da d�şt� bunların peşine. Sonra b�t�n aylar:
Dost ocak, yaren şubat, mahrem mart, ahretlik nisan…
Derken nisan yağmurları.
Yağmur bir de ya.
Yağmur, r�zg�r, sis, anlayın işte Allah ne verdiyse, sisteki aşina vapur d�d�ğ� bile.
O zaman kornalar, bildik arabalar ve hi� bilinmeyenleri, g�ky�z�ndeki şişman ve zayıf u�aklar, vızvız helikopterler, bilmiş uydular, balık etli balonlar ve hatta u�arı u�urtmalar.
U�urtmalara benzer keyfi ka�ık balıklar, keyfi tam yunuslar, keyifsiz balinalar ve foşurdattıkları sular.
O sular bile.
Dereler, g�ller, akarsular, ve Terkos, Terkos’tan taa borulara akan sular, bardaktaki sular.
Ve can dostu bardaklar.
Bardaklar, �anaklar, tencereler, tavalar.
Mutfaklar, koridorlar, salonlar, salonlardaki h�k�mdar televizyonlar.
Televizyonlardaki kadınlar, erkekler, reklamlar, haberler.
Haberlerdeki aynı y�zler, aynı y�zlerdeki ezber c�mleler, ezber c�mlelerdeki yalanlar bile…
Yalanlar bile.
Hopp, d�k�l�verdiler misketin peşinden yeniden doğmaya, toprağa.
Dosdoğru arınmaya.
Yaşama.
B�ylece �oğalmaya.
D�nyayı yeniden, bir kez daha umutla kurmaya.