Serbestlik mi?

‘Dünya hem çok küçük hem de çok büyüktür. Onu küçültmek ve büyültmekseinsanın kendine bağlıdır.’  
Salif’in babası Koca Reis
***
Şimdi kim bu Salif, kim bu  Koca Reis diye soracaksınız, haklı olarak.Bu arkadaşlar, yaklaşık bir yıldır Günışığı Kitaplığı’ndaki editörüm MürenBeykan ve illüstratör, tasarımcı Huban Korban’la birlikte oluşturduğumuz KömürKarası Çocuk adlı  kitabın kahramanları. 4., 5. ve 6. sınıflarda okuyançocuklara yönelik olarak kaleme aldığım bu kitap dünyadaki farklılıkları insanıngözüne sokan zihniyetin ne kadar kötü, beter ve ziyan olduğunu sergilemeyiamaçlıyor.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın kız çocuklarına yönelik başörtüsüserbestliğini onaylayan sözlerini okuduğumda Milli Eğitim’le aynı yaşa yöneliknicedir kafa patlattığımızı fark edip mutlu oldum! En azından bu satırlarıyazma hakkını kendimde gördüm. 
 Nabi Hoca, elbette daha iyi bilir. Ancak o yaşlardaki seçimleri içinçocukların ister düşünsel ister duygusal anlamda ‘hurra’ serbest bırakılmasıözgürlüğe açılan kapı anlamına gelmez. O yaştaki çocuklar, özgürlüğün neolabileceğine dair temel taşların izini dikkatlice takip etmek durumundadırlar.Örneğin tartışabilmek, örneğin düşünebilmek bunlardan sadece ikisidir ve sonderece hassas bir dengenin üzerinde dururlar. Çocuk korkmadan, çekinmedendüşünmeyi, kendini özgürce ifade etmeyi tam da bu özenli yolu izleyerek, buyaşlarda öğrenmeye başlar. Kendine dışardan bakabilmenin en temel taşları, entemel cümleleri de bu yaşta oluşur. 
Peki ya aileler?
‘Ailelerden çok istek vardı!’ cümlesi ise bu çocukların ilerdeki dünyayıkeşfetmesi anlamında gerçekten sıkıntı yaratacak bir cümledir. Zira aileler, neyazık ki, çocuklarının dünyayı hassasiyetle keşfetmesini değil, bizzat kendisınırlı seçimleri ve algıları çerçevesinde yaşamasını istiyor. Kendiyazdıklarımdan ve onlara gelen kimi ‘aile’ tepkilerinden biliyorum; diğerkitaplar için yayınevine gelenleri de zaman zaman öğrenme şansım oluyor.Örneğin evrim teorisinin tartışıldığı bir kitabın çocuğunun kafasınıkarıştırdığını dile getiren veli mektupları var. Belli ki bu muhafazakârveliler, aslında kendi kafalarının karışmasını istemiyor!  Tartışmanın ikiuçlu boyutunu bile istemiyor… Tek doğru, tek gerçek; yani kendi ezberleriniistiyorlar. Kendi dünyalarını. Velhasıl kendileri gibi düşünen, dünyayı öylealgılayan nesiller yetiştirmek istiyor büyükler, bütün iktidarlar gibi. Sanırımböylelikle kendi dünya görüşlerini de garanti altına almayı arzuluyorlar. 
Oysa genç insanlara dünyayı ve yaşamı keşfettirmenin yolu ailelerinçocuklara çizeceği muhafazakârlıkla ölçülmez;  çocuk ve gençlerin,kendilerine sunulmuş yaşam pusulaları aracılığıyla bizzat kendileri içinçizecekleri rotanın kıymetiyle ölçülür. Birey yetiştirebilmenin koşulu dabudur. Eğer amaç gerçekten buysa…
Seçimler
Nabi Hoca ile aynı dönemde İstanbul Bilgi Üniversitesi çatısı altındaçalışırken  başörtülü öğrencilerimiz için imza atanlardan biri de bendim.Eğitim hakkının hemen herkes için geçerli olduğuna inanıyordum. Herkesinbilinçli kişisel seçimine saygı duymayı önemli buluyordum. Hâlâ da öyle. 
Ancak, Milli Eğitim’in 11-12 yaşındaki çocuklar için başörtüsüserbestliğini, eğitimin amaçları gereği doğru bulmadığımı da burada ifade etmekdurumundayım. 11-12 yaşındaki bir çocuğun, anne babası öyle istedi diye dinin sınırlarıiçerisine çekilmesi o çocuğun (özellikle de kızsa) o yaşlarda keşfedebileceğinice gerçeği baştan bloke edecek bir tavırdır. Dünyanın büyüklüğü sorularlagelir. Ve bu türden ailevi muhafazakârlıklarla gelen yaptırımlar bu sorularıkısıtlar. En baştan kısıtlar. 
 İşin esası bu ‘serbestliğin’ bu yaştaki kız çocuklarına getirilmesi,toplumun yakın gelecekte sorusuz kadınlar üretmesi isteğini karşılamak için.Sorusuz kadın, sorunsuz toplum anlayışına hizmet etmek için. 
Ama iş burada bitmez. Kadınlardaki dinamik, dünyayı bir kez daha yaratır vekalıpları delik deşik eder. Başörtülü ya da başörtüsüz…