Hababam Sınıfı

‘O mahur beste çalar

Müjgan’la ben ağlaşırız’
Atilla İlhan*
***

 
Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz yapıtı Hababam Sınıfı’nı beyaz perdeye aktarmıştır Ertem Eğilmez… Kel Mahmut, İnek Şaban, Hafize Ana, Güdük Necmi, Damat Ferit… Tarık Akan’ı yitirdikten sonra hem kitabı hem de filmi tekrar hatırladım. Hababam Sınıfı bir fenomendi. Bir geçiş, gençliğe tutulan bir ayna.
Şimdilerde Hababam Sınıfı dendiğinde yüzümüzde beliren o hüzünlü tebessümün sırrı bu muydu? Yaşlandıkça kulaklarımızda bir mahur besteye dönüşen filmdeki müzik (dın dın dırınırım dı-rı-nırı-nımmm) mi? Hem bu, hem de daha ötesiydi, sanırım. Büyümeyi fark etmek kadar, bir türlü büyüyemeyen bir toplumda nefes almaya çalışmak… Hababam Sınıfı, bir kitapta, bir filmde yaşandığında gerçek bir mutluluktu. Öte yandan, büyüyememiş ergenlerle dolu bir ülkede yaşamaksa kabus.
Mahmut Hoca
Kitaptaki kahramanımı soracak olursanız, cevabım Mahmut Hoca olacaktır.  Bir yol gösterici olmanın merhametle nasıl sıvanabileceğinin (sevgili Münir Özkul) ne güzel örneğidir Mahmut Hoca. Edebiyatta ‘mentor’ diye adlandırdığımız o yerde yol göstermek için durur da durur.  Yaşama bir sıfır yenik başlamış ergenlere, yaşamın yenik düşülecek ve intikam alınacak bir fasıl değil istenilirse kazanılacak keyifli bir oyun olduğunu anlatır, bıkmadan usanmadan anlatır. Serttir de. Geleneksel anlamda bir mentor sayılmayabilir. Mentor olacaksan, ne bileyim, daha bir yumuşak ol dedirten, buna karşın bizdeki toprağı bir parça güneşte demlendirdiğinde anlayabileceğin bir tatlı sert mizacı vardır Kel Mahmut’un. Öyle ki her epizodun  sonunda (filmlerden bahsediyorum) onunla birlikte gözleriniz dolar ve gençliğin ihtişamına bir kez daha şapka çıkarır, ancak büyümenin eşiğini selamlamaktan da kendinizi alamazsanız. Öte yandan, Mahmut Hoca’nın karşısındaki hayta ekip, toyluğun verdiği muazzam delifişeklikle bizleri gülmekten kırıp geçirirken, bir an onların hiç büyümemeleri gerektiğini de düşünürsünüz. Bu kadar neşe, başka ne zaman mümkün olacaktır ki! Bu kadar gamsızlık…  İnek Şaban’ın (Kemal Sunal nasıl büyük bir ustalıkla onu ele geçirmiştir!) inekliği ve şabanlığıyla bu denli dalga geçildiği başka bir diyar var mıdır? Hababam sınıfının sıraları ve yatakhanesi bu dalgayla dolar taşar.
Ancak bir diğer yandan da, Mahmut Hoca’nın, şefkatli dikkatiyle, pürdikkat kesildiğiniz başka bir yer vardır. Yaşam, hemen şuracıktadır ve bütün hengâmesiyle ergenleri, geç ergenleri, hatta biraz argoya kaçsa da yazacağım, kadayıfları ağına düşürmeyi beklemektedir. Elbette bizleri de. Edebiyatla sinemanın buluştuğu o kıymıklı yerde, okur ve seyirci için mesaj doğru yerde işlemektedir: Büyümek acıtır.
Ve işte o noktada, oraya neredeyse ilk ayağını atacak Damat Ferit’in varlığı (sevgili Tarık Akan), ortamın yakışıklı ve romantik delikanlısının çok ötesinde bu netameli yarayı hatırlatır. Büyümek, sorumluluk almak ve bir o kadar da o sorumluluğun hakkını vererek erdemle onu taşıyabilmektir.
Bunu anlarız. Bugün hâlâ büyümemiş, ergenlerle dolu bir toplumda, çok daha fazla… Hangi eşiklerin aşılamadığını, bu yüzden hemen her yanımızın neden eksik ve trajikomik felaketlerle dolu olduğunu da. Ergenlikte kalması gerekenlerin yaşamda ve yetişkinlikte nasıl da sırıttığını bir kez daha fark ederiz. Kel Mahmut gibi hocaların, mentorların, yol göstericilerin, rehberlerin, Hafize Ana gibi şefkat timsallerinin  eksikliğinin nelere yol açabileceğini de.
***
Sırası gelmişken, Hababam Sınıfı’nda emeği geçen herkese ve sevgili Tarık Akan’a, sinemamızın gelmiş geçmiş en büyük ustalarından birine saygı ve sevgiyle.
* Yazıma başladığım şiiri Ahmet Kaya bestelemiştir, dinlemenizi öneririm.