Manisa

Geçen haftasonu tası tarağı toplayıp Manisa yollarına düştük. Türkiye PEN Kadın Yazarlar Komitesi ve Manisalı yazarlardan Şükran Farımaz ve Bedriye Aksakal’ın ortak projesi için. Hayata geçirilmesi hepimiz için ayrı önem taşıyordu. Komitenin Anadolu projesinin ilk etabıydı Manisa, göle çalınan maya hesabı, bu işe nasıl başlarsak öyle gideceği kanısı vardı hepimizde. Aralık ayında kurulan komitenin bir dizi atölye çalışması gerçekleştireceğini basın aracılığıyla duyurmuş, sadece yurtiçinden değil yurtdışından da bir sürü destek mektubu almıştık almasına ama yine de kuşkuluyduk. Nereden ve nasıl başlayacaktık? Bir Ağaç Bir Kadın’ın usta yazarı Şükran Farımaz o zaman koştu imdadımıza, “Manisa’ya gelin, burası bir kültür çölü, buradan başlayın,” dedi. Bu cıvıl cıvıl kadının isteği Manisa’ya inandırdı bizi, “tamam” dedik “o halde Manisa”.

Vestel ve Bosch’un dev yatırım silüetleriyle bezenmiş bir kent çıktı karşımıza ilkin. Kafamızdaki sorular birbirini izledi o zaman: Burası ne kenti, neresi? Sanayi mi, üniversite mi, yoksa asker kenti mi? Belki de Manisalı bir edebiyatseverin belirttiği gibi “hepsi”ydi “duyarsızlıkla bezeli uykusundan ağır ağır uyanan” gelinciklerin, katırtırnaklarının renkahenkliğiyle birlikte bir sağa bir sola yalpa vuran. Son yirmi yılda hemen hemen taşra fikriyle bezenmiş tüm kentlerimizde hakim olan “geride kalıyorum” duygusunu benliğinde hissetmek durumunda kalan bir mekan…

Ama şunu da soranlar vardı içlerinde: “Yaşadığım kenti hiç sorgulamadım. Bütün kentler, bütün yaşamlar birbirine benziyor olabilir mi? Ankara’daki çiçekçiyle Manisa’daki çiçekçinin farkı ne? Ülkemin sorunları, dünyanın sorunları ve bu kentin sorunları birbirine çok bağlı. Televizyonun, günlük gazetenin, şimdilik içi boşalmış gibi görünen sanatın, kendini en akıllı, en çok bilen gibi görüp düşünen sanatçının, -aydının- hepsi, hepsi birbiriyle çok ilintili. Manisa’da tam donanımlı kültür merkezleri olsa. İyi ama kültür ne? Sahi insanlık nereye doğru gidiyor? Sahici olan o kadar az şey kaldı ki…”

Yüze yakın katılımcıyla gerçekleştirdik çalışmamızı. Sabah etabında, öğleden sonra yapacağımız atölyelerin genel temasını tartıştık salondakilerle. Öğleden sonraysa gruplara bölündük ve Manisalı edebiyatseverlerle birlikte yazmayı ve Türkiye’yi demlendirdik kendimizce. Edebiyat mı hayat mı sorusuna “Hayatın olduğu yerde edebiyat vardır” fikrine elçi olduğumuzu düşünüyorum.

Taşra ve merkezin aslında kafamızdaki tanımlarla sabit olup olmadığı fikrini masaya yatırdığımız Manisa, bundan sonraki planlarımız için bize önemli bir enerji verdi. Ekim sonlarına doğru gerçekleştireceğimizi umduğumuz Diyarbakır-Batman-Hakkari-Mardin projesine daha büyük bir umutla bakıyoruz artık.