Gafiller

 

GAFİLLER

 

 

 

Bence gafil olmakla gafil avlanmak arasında ince bir fark var. İlki “böyle gelmiş böyle gider”ci, ikincisiyse sezgileri ve inancına karşın ansızın yakalanan anlamına gelebilir.

Biraz açayım.

Sinağrit Baba’yı bilir misiniz? Gafil olmayan ama bir anlık zaafıyla gafil avlanmışlara çok iyi bir örnektir. Sait Faik’in tanınmış bir öyküsüdür. Katmanlı mı katmanlıdır; bana kalırsa bir balığın suretinde insanın gafil avlanmalarını pek güzel anlatır. En “benim ben” diyen insanın bile kadere teslim olduğu hazin anlar vardır ya, öylesi bir noktaya  toslamasıdır balığın başına gelenler. ömrünü sizi avlayacak olanları  tahlil etmek ve uzaktan uzağa tanımakla geçiren kül yutmaz bir balık olduğunuzu düşünün. Son noktayı bir vatos balığına yem olarak koymak yerine, namuslu bir balıkçının oltasına  düşüp şerefli bir şekilde ölmek olarak gören ve daha “eti mayoneze gelirken” onuruyla gitmenin özlemini duyan birisiniz. Hal böyle olunca şöyle diyebilirsiniz: “İyisi mi muhteşem bir sofraya kurmalı bu zaferle dolu ömrün sonunu beyaz şarapla.” O hesap…

 

Sonrası mı? Sinağrit Baba, onca yılın deneyiminden sonra titizlikle meze olmayı seçtiği, ölümünün elinden olacağı balıkçının önce oltasına, sonra teknesine düştüğünde bir de ne görsün: Evdekiyle çarşıdaki hesap halleri! İşleri hep yaver gitmiş, hayatta bir kere gerçek bir duvara toslamamış, arsız, yüzsüz, densiz mi densiz bir balıkçının teknesindedir ve kaderine kahrederek ölmekten başka bir seçeneği de kalmamıştır.

 

Ne zaman gafil avlanmak dense balığın o son dem pişmanlığındaki çaresizliği aklıma düşer.

 

Kitap satış listelerini darmadağan eden “Türkiye’de ölmeden önce Yapmanız Gereken 101 Şey”in yazarı Akdoğan özkan’ın yeni çalışması  “Gafillikler Kitabı”nı ilk elime aldığımda Sinağrit Baba’yı hatırladım! önemli bir farkla: Akdoğan özkan, bilge Sinağrit’i son noktada bulacak olan toy bir ava değil insanı aymazlığa düşüren sürekliliği esas, örgün bir ava referans veriyor. Yıllarca gafil gafil dolandığımız ve bu anlamda neredeyse otomatiğe bağlanmış önermelere ve bu önermelere “şart olsun” diye ettiğimiz yeminlere yeniden bakmamızı sağlıyor, büyüklerimiz ne diyorsa öyledir durumlarının yarattığı kemikleşen ifadelere el atıyor! Tarihten mitolojiye, sanattan futbola, şehir efsanelerinden gökyüzüne uzanan 101 ilginç konuyu ele almış yazar ve  tebessüm ederek okuyacağımız eğlenceli, aynı oranda nitelikli bir araştırma koymuş ortaya. 

“Bozacının şahidi şıracı mıdır?”dan “Bu kış Kıbrıs’ı veriyor muyuz?”a, “Yıldızlar şarkıdaki gibi gökyüzünde yalnız mı gezerler?”den “Osmanlı Devleti müttefikleri yenildiği için mi I. Dünya Savaşı’nda yenik sayıldı?”ya kadar uzanan geniş bir yelpazede gezebileceğiniz bir kitap bu. Hatta hayatımızın olmazsa olmazı toplumsal hassasiyetimizin tavan yaptığı  Eurovision bile bu işten nasiplenmiş. Soru ise şu: Semiha Yankı’nın “Seninle Bir Dakika” isimli parçası 1975’teki Eurovision finalinde halk jürisinin seçtiği parça mıdır?

 

Bu ve benzeri sorulara ilk başta hayır diyerek cevap veriyor özkan ve sonra olayın gerçeğini bize sunuyor. Ona göre yaşam bir ezber olmamalı. Ve bakın ne diyor: “Benim öğrencilik yıllarım da, bu ülkedeki pek çok kişininki gibi, her şeyi bilen yüce bir otoritenin hemen her şey hakkındaki hazırcevaplarını ezberlemekle geçti. Sorular değil bu hazırcevaplardı önemli olan.” İşte size kemikleşmiş aymazlığımızın, olup bitenleri sezemeyişimizin ve yeknesak gafilliğimizin formülü!

 

“Gafillikler Kitabı”, geleneksel sorulara verilen ezberi, sağı solu kırıp dökmeden nezaketle bozuyor; bu açıdan da  ilginç bir kitap. Okurken öyle başlıklarla karşılaşıyorsunuz ki hem gülüyor hem de bu konularda nasıl bir gafil olduğunuzu fark ediyorsunuz! Ve işi ileriye götürüp Sinağrit Baba ve onun makus talihine selam çakmak adına: “Tüh ya” diyorsunuz “sadece sezgi ve tepkilerimizi değil demek hayatlarımızı da böyle çaldılar…”