Şifre

Ankara’da soruşturmayı yürüten savcının üç gün önce sınavın

iptal edilip edilmeyeceği sorusuna verdiği yanıtı hayal

meyal hatırladım: ‘Kamuoyu bekliyor ama Deli Dumrul

değiliz. İşimiz gücümüz bu zaten. Soruşturma sürüyor.

Bitene kadar da kamuoyu bekleyecek.’

Tam da o sırada Bilgin Saydam’ın ‘Deli Dumrul’un Bilinci’

adlı kitabını okuyordum. Bu yüzden savcının yaptığı

açıklamaya otomatiğe bağlanmış gibi ‘keşke Deli Dumrul

kadar olabilsek’ diyesim geldi.

Deli Dumrul’un hikayesi bir geçiş sürecinin hikayesidir.

Geçmişin bize sunduğu önemli ipuçlarından biri. Şamanistik,

anacıl, doğa yanlısı bir boyun, babacıl tek tanrılı bir

dinle, İslam’la karşılaşması ve sonucunda gelecek çatışmaya

yer yer göğüs germesi, yer yer havlu atması. çok tanrılı

dinlerden tek tanrılı dinlere geçişteki açmaz aynı zamanda

yüzyıllara yayılacak gerginlik ve coşkunun da müjdecisidir.

Türklerin çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dine kayışının

destanıdır Deli Dumrul ve bu nedenle hepimizin öyküsüdür.

Bir efsanedir belki, ama evrensel köklerimize inebilmemiz

açısından da önemlidir. Başka bir açıdan bakıldığında dile

getirilememiş bir pişmanlığın öyküsüdür.

Eğer bizim Dumrul Azrail’e karşı bir zafer elde edebilseydi

ya da Azrail canını almaya geldiğinde pişmanlığını

üstlenebilseydi, öykünün sonu tamamen farklı olabilirdi.

Kısacası eski köklerindeki gibi ölümü göze alabilse, yani

ölümden, yenilmekten korkmasa, belki yeniden doğabilir ve

cesaretiyle herkese örnek olabilirdi. Yeni bir bilinçle,

yeniden doğabilirdi evet. Ama böyle yapmadı Deli Dumrul.

Sıradan hayatı ve hayatla temsil edilen ‘böyle gelmiş

böyle gider’i seçti.

Ne tuhaf… Bu denklem bana bugünümüzü hatırlatmaya devam

ediyor… ‘Böyle gelmiş böyle gider’i değiştirmenin binbir

yolu var. Ama bazen tıkanıp kalıyoruz. üstelik bu tıkanıp

kalış Azrail’e karşı sıradan bir ölümsüzlüğü kazanmakla,

Marmara’yı delmekle, seçim sonuçları ile geçeceğe de

benzemiyor. Başka bir şeyler eksik ya da tam tersi bir

şeyler çok fazla.

Aklımda tüm bunlar, Paşabahçe’ye uğrayıp bir tepsi

alıyorum. Aldığınız her ürüne ‘Hayat en güzel hediye’ diye

bir çıkartma yapıştırıyorlar. İyi fikir! Kasanın önündeki

müşteri, kadın kasiyerin önündeki çıkartma yığınını

gösterip ‘Bir tane yetmez birkaç tane daha alın’ diyor.

Kendisi öyle yapmış. Demek ikimizde de aynı ruh hali

mevcuttu o sıra! Hayata inanma ihtiyacı adına bir şifre…

Açık açık müşteri kadın bana bu konuda kopya veriyor.

Düşünüyorum da ortada bir şifre varsa kopya da var demektir!

Şifre varsa kopya da var…

Savcılığın YGS sınavını incelemesinin sonunda

yaptığı ‘şifre var, kopya yok’ şeklindeki açıklamasından

ise çok sonra haberim oluyor.