24/09/2011
Nedim Şener Perşembe günkü duruşmasında hayli zayıflamış olarak karşımıza çıktı. Her ne kadar kendisi bu kiloları spor yaparak verdiğini söylese de, ben bu 25 kiloyu susmayarak bize anlattığı öykülerin ağırlığı olarak görüyor ve bu toplamın hemen hepimizin vicdanlarına sinecek bir ağırlık olduğunu düşünüyorum. özellikle ‘Kırmızı Cuma’da anlatılanların ağırlığı.
Nedim Şener’in kitabı ‘Kırmızı Cuma’ Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’ adlı kitabına bir referansla açılır. Şener bunu kendisine gönderilen ve kitabın temel izleğini oluşturacak bir mesaj üzerinden tartışır. ‘Kırmızı Pazartesi’, hemen herkesin önceden bildiği bir cinayeti, hatta ölecek kişinin bile bu işten haberdar olduğu ‘insana özgü’ bir trajediyi anlatır.
Bu trajedinin gerçek yaşamda,Türkiye’de, bir cuma gününe denk düştüğü bir dönemeçte Hrant Dink’i yitiririz. Bu yitirişle birlikte yakın tarihimizin en büyük soru işaretlerinden biriyle burun buruna geliriz: Asıl suçlu kimdir?
Yıllar geçer. Ancak yaşanan gelişmeler Marquez’in ‘Kırmızı Pazartesi’sinde yaşananlara denk düşmeye devam eder. Hemen herkesin bildiği, zaman zaman unutmak istediği, umursamadığı, yokmuş gibi davrandığı ya da matematikteki bir usulle ‘yuvarladığı ya da bütüne tamamladığı’ bir zincir oluşur. En sade yuvarlamayla söyleyecek olursak, gazetecilere yapılanların sadece ufak bir halkasını teşkil etmektedir ‘Kırmızı Cuma’nın mustarip olduğu durumlar. Elbette en başından şunu söylemek durumundayız: Kalem cezaevine mahkum edilmemeli.
Buna ‘ama, ama’ diye itiraz eden görüşe ve bu görüşe destek verenlere vereceğimiz yanıt da yine aynı olmalıdır: Kalem cezaevine mahkum edilmemeli. Ancak bunun bir adım ötesi mevcuttur ‘Kırmız Cuma’da.
Nedim Şener’in ‘Kırmızı Cuma’ adlı kitabının bir bomba etkisi yarattığı dolayısıyla ‘zararsız’ hale getirilmesi fikrinin önünün açılması ve bir yazar olarak içimi burkan bu görüşün bazılarından onay alması, içinde bulunduğumuz günlerin tuhaf bir özeti gibi. Oysa ortada, yine hepimizce bilinen, ancak bilinmesinin pek de önemli olmadığına kanaat getirdiğimiz, bir süre sonra yok sayma eğilimi gösterdiğimiz, yok sayarken de zihnimizin oyunlarına yenildiğimiz açık seçik bir gerçek vardır ‘Kırmızı Cuma’da. Sistemin çürümüşlüğünü en yalın dille anlatan bir gerçek.
Burada benim kafamı kurcalayan önemli soru ise şu: Eleştirdiğiniz sistemin bir parçası olarak yaftalanabilir misiniz? Kesinlikle evet. Bilimkurgu romanlarındaki dönemeçleri andıran bu görüş ‘Kırmızı Cuma’nın başına gelmiş, kitap ve yazarı çağımızın bu göz oyalayan illetine takılıp kalmıştır ne yazık ki.
Oysa Nedim Şener’in sadece işini yapan bir gazeteci olduğu gerçeği yaşama takıntısız bakabilenlerce çoktan onaylanmıştır. Dünyanın birçok yerinde farklı zamanlarda işini yapan insanların başına gelenlerdir Nedim Şener’in başına gelenler. Dileriz vicdanı yaman hukukçular bu gerçeğin yolunu -sapla samanın birbirinden çok zor ayrıldığı ama her ikisinin de ayrı şeyler olduğu gerçeğinin yolunu- izleyerek işi çözer ve içimize 25 kiloluk su serperler.