Hani söz vermiştiniz?

4320 sayılı kanun… Bu kanunun yenilenmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 236 kadın örgütünün fikirlerine danıştı, onlardan görüş aldı. Onlar da bütün içtenlikleriyle bu kanunun yeni halinin nasıl olmasına dair çok net bir yol haritası çizdiler ve bakanlığa sundular.

Sürecin son derece demokratik bir şekilde gelişmesi heyecan vericiydi. Ancak son gelişmeler pek parlak değil. Bakanlık’tan yansıyanlar, önerilerini sunan gruplar başta olmak üzere kadına yönelik şiddete karşı tavır alınmasını isteyen çevreleri hayal kırıklığına uğrattı! 5 Ocak’ta onaylanan son yasa taslağında önerilerin çoğunun dikkate alınmadığını görüyoruz. üstelik daha önce var olmayan pek çok sorunu da içermesiyle bu taslağın bir ilke imza atmak üzere olduğunu söyleyebiliriz.

örneğin tedbir kararı verme yetkisi mahkemelerden alınıp kaymakam ve valilere veriliyor. (Bu değişikliği anlamak mümkün değil. Adalet yerine neden kaymakam ve valinin kararı?) Dahası, önleyici tedbir kararının ihlal edilmesi söz konusu olduğunda yasa neredeyse erkekten yana oluyor; örneğin bir daha şiddet uygulamayacağını beyan eden erkeklerin cezasının kaldırılacağı yasaya ekleniyor. Açıkçası burada zihnimiz iyice bulanıyor. Bu yasanın mağdur konumundaki kadınlar için çıkartılacağını umut ediyorduk. Halbuki bu haliyle yasa taslağı şiddeti görenin değil uygulayanın yanındaymışçasına bir tavır sergiliyor. Dahası örgütlerin doğrudan ailedeki kadını koruma altına alma refleksleri de son taslakta yer almıyor. ‘Yakın ilişki içersinde yaşayanlar’ kavramı çıkartılmış! Peki bu ne demek? Aile içersinde şiddet gören kadının bu yasadan yararlanması diye bir şey söz konusu değil! Peki bundan kim yararlanacak?

Elbette bu hâlâ bir taslak… Bu yüzden görüşmeler devam etmeli ve kadınlara uygulanan şiddetin ülkemizde ‘artık’ son bulması yönünde samimi adımlar atılmalı. Buradaki temel hususun, ailenin değil kadının korunması olduğu da yeniden hatırlanmalı! çünkü biliyoruz ki bizim gibi toplumlarda aileyle kutsanan namus kavramı modern düzenin akışkanlık kazanmasında çok etkilidir. Kadınlar bunu hem bedenleri hem de duygularıyla öderler! çok ağır bir denetimdir bu. çok ağır. 4320 sayılı yasanın bunu hafifletmesi gerekiyor, güçlendirmek yerine. Kısacası kadın bedeni ve duyguları üzerindeki denetimi artırmak yerine hafifletmek. özdeki amaç bu olmalı. Kadını cinsiyet temelli kodlar ve namusla buluşturmak değil (asırlardır bu yapılıyor zaten), yaşamla buluşturmak! Yaşamla buluşmasına seferber olmak.

***

Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway diye bir romanı vardır. 35 yıl sonra Türkçesi yeniden basıldı. İlknur özdemir’in güzel ve yetkin çevirisiyle okuyun derim. Bilinçakışı tekniğinin en başarılı örneklerindendir. Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.