Pozantı’da yeni bir şey yok!

“İki yıl önce Pozantı Cezaevi’nde bir çocuğun ölü bulunması bugün gelinen noktanın habercisiydi. Olayın ardından inceleme yapan komisyon, cinayetle ilgili bir rapor tutmamış, olayın neden ve nasıl olduğuna dair bir görüş bildirmemişti. Bugün yaşananların en büyük vebali bu komisyonun üyelerindedir.” Zeynep ünal, BİA Haber Merkezi

Pozantı’da yeni bir şey yok.

Tutuklu çocuklar var. Bu çocuklara yapılan cinsel işkence. Bir de iki yıl önce aynı cezaevinde öldürülmüş bir başka çocuk.

Pozantı’da göçe zorlanmış ailelerin çocukları ve onların ellerinden çalınmış hayalleri var.

O hayallerin taşa bulanmışlığı ve koca koca insanlara anlatamadığı “duy sesimi” yalnızlığı var.

O koca koca insanların bu derin ve çaresiz yalnızlığa bulduğu koca koca kulplar, kendi cüsselerine sığdıramadıkları yalanları var.

Meraklanmaya mahal yok:

Pozantı’da yeni bir şey yok.

Pozantı’da her şey aynı. Bir öncekilerin, benzerlerinin aynı. İnsanı insanlıktan çıkaran ne varsa var, yok sayma var, hor görme var, cinsel istismar, işkence, tecavüz var.

Pozantı bu ülkede farklı olmanın öde öde bitmeyen bedellerinin adreslerinden biri olarak var. çocuklar cezaevinde tecavüze uğruyorlar (Bu cümlenin ne kadar dehşet verici bir cümle olduğunu düşünüp duruyorum. çocuklar hem cezaevinde hem de tecavüze uğruyorlar.)

Kimilerinin bu ülkede pek de tahammül edemediği, etnik farklılığa duyduğu öfkeyi önemli saydığı, o önemsediklerini sekter milliyetçilikle sıvadığı, bu uğurda yüreği güp güp attığı için kendini insan addettiği bir gündemde Pozantı yeni bir yer, yeni bir zaman değil. En fazla “bu nedir” sorusu olarak var; var olmasına var ama ötesi yok. ötesi yok işte!

Olsaydı kendi çocuklarına bu kadar hoyratça davranan bir ülkenin ruhları yok eden M Tipi Cezaevi’nin koğuşu değil de okulu, bahçesi, cenneti olurdu Pozantı.

Yeni ve vesile; yeni ve başlangıç olurdu Pozantı bugün. Bu yaşananlar karşısında yerin dibine geçişimiz değil de yeni bir şeyler işte.

Bir çocuğun suçu… Dağları delmeye niyetlense bile nihayetinde bir çocuk değil midir o? Cezasına cezalar katarak, en sert iklimleri sürekli ona yaşatarak, mümkünse bu dünyaya geldiğine onu bin kez pişman ederek yaratılmak istenen nedir?

***

Gelelim “Hepiniz Ermeni Hepiniz Piçsiniz” sloganına.

Dünyadaki bütün katliamları, şiddeti reddetme gücümüz olabildiği müddetçe insan kalırız. Elbette aradığımız payda insanlıksa! Aranan faşizmse al eline sloganı bitsin her şey. Kendinden olmayanı karala, lekele, küfürlerle beze. Atış serbest nasılsa!

Yeri geldi şair ve yazar arkadaşımız Onur Caymaz’ın Radikal’de çıkan yazısına da bir gönderme yapalım. Şöyle diyor Caymaz: “Piç demişler! Bir Violette Leduc kitabıdır Piç. Lezbiyen literatürün ağır toplarından. önsözünü Simone de Beauvoir yazmıştır. Orada şöyle bir cümle geçer: Şeytandan korkmam! Tanrı varsa rakibi yoktur… Bir de ne var bak! Piç, ağacın dibinden bitiveren sürgündür. Yıllarca sürgünlerde çürüyenlerden bahsetmiyorum canım; bu, budandıkça doğanın sunduğu bir varoluş biçimidir. Her baharda yeniden çoğalır.” (yazıya ulaşmak için: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1080058&CategoryID=77)

Budandıkça, kırpıldıkça daha da insanlığa inanmak istiyorum. öyle bir tutku düşüyor içime. “Kimlik politikalarıyla bu iş yürümez arkadaşım” diyesim geliyor. “Mağdurun yanında olmak başka, nefretine nefret katıp kendi zehrine yol açmak başka” diyesim. “Hepimiz Ermeniyiz” ile “Hepiniz Ermenisiniz Hepiniz Piçsiniz” arasındaki anlam yarığına düşmemek için.

Benim zihnimde ilki bir kimlik sınavını değil, bir mağduriyete sahip çıkabilmenin yaratabileceği çoğulluğu anlatıyor. Aradığımız insanlık paydasıysa dünyadaki bütün katliamlara, soykırımlara karşı çıkabilme gücünü. Hocalı’ya, 1915’de yaşananlara ve nicesine. Ama yeni katliamlara eşik açacak bir söylem yaratmadan.

Gelelim ikincisine… O ise ırkçılıktan, benmerkezcilikten, iktidardan sağlanan bir güçten feyz alabilen bir çoğunluğu anlatıyor bana. Nefretin nefreti üretip durduğu bir mayayı. Bu nefret ha bire, tornadan çıkan nur topu nefretler doğuruyor!

Ama bereket yaşam, nefreti seven, nefretle soluk alıp veren bir çoğunluk fikrinden değil sevgiye inanan bir çoğulluktan ürüyor. Her şeye karşın.