Benim Kütüphanelerim

ünlü Amerikalı şair Robert Frost’un bir şiiri vardır. önümüzde çatallanan iki yoldan bahseder. Hemen hepimize olmuştur hayatta, çatallanıverir karşımızda yollar. İlki hemen herkes tarafından seçilen bir yoldur. İkincisi ise tenhadır ve muhtemelen risklidir, riskli olduğu için ürkütücü.

Frost, kalabalıklar tarafından tercih edilen yolu değil ötekisini seçer. Sonra der ki “Asıl farkı yaratan buydu.” Issız olanı “seçmesi”dir farkı kılan. Kısaca seçilmemiş olanı seçmek, daha önce gidilmemiş olanı, denenmemiş olanı göze almak.

Frost’un bu şiiriyle ilk kez bir kütüphanede tanıştım! Beyazıt’ın solgun günlerinde kendimi atıp durduğum bir kütüphanede. Dışarda bir hırgür vardı. Bilinen ve tanıdık cümleleriyle insanı rahatlatan bir gerginlik, sorunlu ama aslında sorunsuz bir denklem ağı. İçerdeyse insanın kanını donduracak bir sonsuzluk.

O sonsuzluk hâlâ beni büyüler. İtiraf: Benim kutsal sığınaklarımdır kütüphaneler.

Bilmediğim bir ülkenin bilmediğim kentlerinde, hele zaman uzunsa, hele gündelik hayatın içersinde tutsak kılınmışsa saatler, akmıyorsa, , tanıdık yüzlerin rehavet salan mutluluğu yoksa etrafımda, bildik diyarların rüzgârı eksikse, ya da ben eksiksem o ara, ibadet etmek istercesine kendimi kütüphanelerin uhrevi dünyalarına bırakıveririm.

Gerisi farklı bir iklim, bilinmez bir fantazi dünyası, şimdiye kadar belki de hiç duymadığım bir dil, hiç mırıldanmadığım bir dua, belki de hiç tanıyamayacağım artık yaşamayan bir insanın kulaklarımda çınlayan kahkahasıdır. Duvarlar kalkar, zemin çatlar, uzay ve sonsuzluk “buradadır”. Binlerce harfin ruhu sarar zihninizi. Kelimeler bayrak olur, cümleler insanlara dönüşür, söylenmemiş deyimler henüz bulunmamış bir gezegenin sırrını ele verir. İnsanın küçüklüğü, yeryüzünün enginine karışır. Nadir de olsa tersi olduğu da görülmüştür. Durmanın sorun teşkil etmediği, anlamanız için bilmenizin gerekmediği, bilmeniz içinse bedel ödemek durumunda kalmadığınız bir “zamandır” burası. Bir kere “seçmişsinizdir”. Ve sonsuzluk sizindir!

ABD’de yaşayan bir arkadaşım “Bu ülkenin sadece kütüphanelerini seviyorum” demişti bir seferinde. O bunu söyler söylemez kendimi o büyük ülkede mahalle kütüphanelerine nasıl sakladığımı hatırlamıştım. Sabahın dokuzundan geceyarılarına kadar açık olan, hafta içi, hafta sonu tanımayan o mekânlarda birbirinden farklı dünyaları ararken aslında kendimizi aradığımız o tedirgin mutluluğu düşünmüştüm. Ardından Beyazıt Kütüphanesi’ne sakladığım tıfıl günlerim, orada benim gibi öğrencilerin mırıldanmalarına karışan sayıklamalarım aklıma düşmüştü. Evet, bunun bambaşka bir vatandaşlık olduğunu fark etmiştim: Kütüphane cumhuriyeti vatandaşlığı! Bu vatandaşlığın din, dil, ırk, cinsiyet tanımazlığını, sınırları sınırsızlık olan yanını.

***

Bu hafta (26 Mart-1 Nisan) Kütüphane Haftası. Bu işe gönül vermiş kişilerden biri olan Recai Şeyhoğlu’nun sözleriyle bitireyim yazımı: “Beyler, paşalar, holdingler, çok para kazananlar her türlü yatırım yapıyorlar ama kütüphane açmıyorlar.”

Rasime-Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri bu anlamda bizlere çok önemli mesajlar veriyor. Sadece Bergama’da tam on kütüphanenin bu zincir kapsamında açılmış olduğunu belirtelim ve ana-oğul Şeyhoğlu ailesine böylesi bir “seçim” yaptıkları için içtenlikle teşekkür edelim.

Şeyhoğlu ailesinin yaptığı gibi köylere kütüphane açmak müthiş bir girişimcilik! çünkü sadece merkez kütüphanelerine değil mahalle ve köy kütüphanelerine çok ihtiyacımız var. Asıl onlara ihtiyacımız var! üstelik bunların günde 3-4 saat açık olanlarına değil, günde 10-12 saat açık olanlarına ihtiyacımız var. ülkemizin kitap okuyan bir ülke haline gelebilmesi ve belki bu sayede kitapları bomba olarak görmemesi için!

twitter: @mgeipliki