Ağrısız

Unuttum.
Here şeyi unuttum.
Hatırlayabileceklerimi, hayallerimi, bugünümü ve en çok şimdiyi. Şimdinin içindeki sesimi. Sancıları, kıvranmalarımı, gecenin bir yarısında beni bulacak hep-olası ağlama krizlerimi.
Kalın bir urgan geçirdim beynimin dehlizlerine, sonra hepsi geride kaldı. Bıkkınlıklar geride kaldı. İnsan ilişkilerinde izlenilmesi gereken makul yöntemler arkada. Her türlü başlangıcın uvertürü, nadide rastlantılar, artan nabız, namlunun ucundaki öfke.
Dava kapandı.
Nakzedilecek hiçbir şey kalmadı; hiçbir şey.
Belleğim, o eski kalker, şimdi artık bir loda. YOK. Dolayısıyla hiçbir beddua yok. Yok ki gelsin bulsun onu, kısacası tüm ilenmeler artık eprimiş birer sünger.
Yok.
Dolayısıyla diğer insanların budaklı bakışları da yok.
Çangır çungur sesleri yok.
Hatta sessizlikleri.
Kuturları her şeyi bilmek olan adları Bay Çap-Bayan Çap- Baylar-Çaplar- Bayanlar-Çaplar olan bir çemberin merkezinden geçerek o çemberin iki noktasını birleştirebilen yetiyle donanmış olanlar. Çapraz olarak makaslanmaya ne kadar da yatkınım şimdi. İster istemez bunu HAK ettim. Unutmak kale almamak demektir. Şimdiki durumum gelmişimi geçmişimi hatırlamayan bir çaresizlik demektir. Ama bu bellek, şimdiki bu bellek, bu çapaklı litografya bozuntusu, bu çaresizlikten haberdar bile değildir artık-değildir artık ah!- çıkmaz yolda olduğunu bilmemektedir ah.
Hem entelektüel hem sanatsever…Hem de bir sanayici, ah ne hoş, diyememektedir mesela artık. Bir şeyi protesto ettiğinden değil, unuttuğundan sadece.
Unuttu.
Sonra hem entelektüel hem sosyal demokrat…Hem de bir iş adamı ha, ah ne hoş, vay canına diyememektedir mesela. Protesto ettiğinden değil, dilsiz kaldığından dilsiz.
Unuttu o, unuttu.
Girişimcilere girişmemektedir mesela, kapitalizmden bir şey anladığından değil, kapitalizmin sistematiği kim o kim… Hiçbir şey ama hiçbir şey hatırlamadığından.
Unuttu, demiştim değil mi?
Unuttum.
Hatırlamıyorum.
Allahım ne kadar mutluyum.
“Hatırlamıyorum, Allahım ne kadar mutluyum!” demektedir sadece.
Sadece bu repliği hatırlamaktadır.
Sadece bu replik.
Bazen o bile değil.
Ağrı bitmiştir artık.
Hayatına kasteden ne kadar web tarzı yaşam var ise…
Görmekte ama hissetmemekte.
Hatırlamıyorum.
Hoş bir film adı gibi, hissettiğini bilmeksizin hissetmekte, hoş bir film müziği gibi hatırlamıyorumhatırlamıyorum
Çiftepasaport, çifte karakter, yükselme hırsı, aslındabugünleregelenekadarnelerçekmiştirnelero
Cümlesine saygılı susup unutmaktadır, habire unutmaktadır, artık ağrısız, artık sızısız…
Çağdaş Türkiye’nin, işte çağdaş, büyüsüz, ağrısız, geniş tabana yayılması umulan, ah ne yazık ki denilecek olan, keşke böyle olmasaydı denilecek olan, dizlere vurulan, vah vah, işte, işte o, o hissiyatsız tüketici, bugünlere geldik işte, oysa ne kadar umut vaat ediciydi daha genç günlerinde, uyumlu, makul bir çocuktu o zamanlar. Ne yazık ki, cık cık, ne yazık…
Sızısız. Üzgünüm sızısız.  
Şöyle bir cümle sonra, çok derinlerden, o eski ağrılı günleri hayal meyal hatırlatan, çok uzak:
“Ah! Rahmetli Özal, Rahmetli bilmem kim, rahmetli şu bu yaşasaydı böyle mi olurdu bu insanlar, bu ülke!”
Sadece bir cümle.
Unut gitsin. Unutmayı sen çok iyi bilirsin.
Bir cümle, çok şükür manasız. Artık Manasız.
AĞRISIZ
         SIZ
         S
         S
         S
         s