13/10/2011
Başbakan’ın annnesinin ardından Türkiye’nin girdiği anne sevgisi kervanına ben de bir şekilde katıldım. Galiba şimdi moda bu! Anneyi anmak, anneyi hafızada tutmak ne demektir biraz düşündüm. Bu konuda söylenen özlü sözler kadar, anneyi eviçi bir köleye dönüştüren sistemi ifşa eden, sistemi eleştiren kitaplara da bakmayı unutmamalı diye not düştüm bir yerlere. Annenin kutsallaştırılmasının eril söylemin kadınları bir noktada dört duvar arasına tıkmak olduğuna dikkat etmeli diye. Bu noktada ayak frende kalmalı. Annelik fikrinde yatan çoğalmaya odaklanmak yerine, doğuma tanıklık etme prensibinde yatan çoğulluğa dikkat kesilmeli. En azından bu işe biraz daha geniş bir perspektiften bakmak istiyorsak. Böylece ülkemizde annelikten yola çıkıp varabileceğimiz birçok ‘siyasi’ kıyının mevcut olduğunu da fark edebiliriz.
***
Şimdilerde annemle bir araya geldiğimizde, bize eşlik eden Rize çaylarının kerametiyle sohbetlere dalarız. O, emekli bir kadın doğum uzmanı olarak bana yaşamın sırrı olan doğum ve ölüm arasında eriyip giden çizgiden somut enstantaneler verir, ben de ona yaşantı ile yaşam arasındaki o muhteşem hayali köprüden, edebiyattan bahsederim. Birbirimizi kutsamak, birbirimize tapmak yanılgısına düşmek yerine (bu girdaba düşmemeyi zamanla öğrendik, anne ve kızları birbirlerini tanımak için önce birbirlerini mecazi anlamda öldürmeliler diye düşünenlerdenim, aksi takdirde bu ilişki anne- kız ilişkisi biçiminde değil köle-efendi ya da iki düşman ilişkisi biçiminde yaşanıyor bir ömür boyu), birbirimizle dalga geçebildiğimiz insani sohbetlerimizde edebiyatın insana sunduğu prizmadan bahsederim anneme. Binlerce bebeği dünyaya getirttiği için bunu çok iyi anlar. Doğuma tanıklık etmek çoğulluğa tanıklık etmektir. Belki bu yüzden onunla olan sohbetlerimizde A ile B kutupları diye başladığımız bütün konular bir süre sonra kutupsuzlaşır. Geçen gün bu sohbetler esnasında güzel bir cümle sarf etti: ‘Gereksiz yere derin bir ayrıştırma yaşanıyor toplumda, bunu körükleyenler var. Bu çok tehlikeli ve çok yersiz.’
Haklı. Yaşam, tıpkı gerçek edebiyat gibi kutuplardan beslenecek ezber bir kurguya indirgenmemeli. Bu açıdan bakıldığında duygusal bir toplum olduğumuzu iddia ederken ve başbakanımızın annesinin vefatıyla anne sevgisinin ne olduğunu ‘hatırladığımızı’ düşünürken işi orada noktalıyorsak, sorun devam ediyor demektir. Geri kalanı da hatırlamak gerekiyor! Geride kalanı, örneğin bu ülkede annelere gösterilen özensizliği, vurdumduymazlığı Temel’in fıkradaki meczup hali gibi ‘bir türlü hatırlayamıyorsak’ o kutuplara bir şekilde yine yeniliyoruz demektir.
Başbakan Erdoğan’ın annesine gösterilen şefkat elbette önemli. Ama madem bu şefkatin haresinin özü‘hatırlandı’, gönül bu ülkedeki bütün annelere aynı şefkatin gösterilmesini, bu şefkatin ‘tarafsızca’ hatırlanmasını ve kalıcı olmasını arzu ediyor. Gönül, Cumartesi annelerine de gönül, çocukları ‘faili meçhul’ denilen o karanlık kuyuya bakmaktan gözleri artık yaşamı seçemeyen annelere de, gönül, işkencede çocukları kaybedilen annelere de gönül, asker annelerine de gönül, dağa çıkmış çocukların annelerine de gönül, üniversitede parasız eğitim istediler diye içeri tıkılan üniversite öğrencilerinin annelerine de gönül, başbakanı protesto edebilen gençlerin annelerine de gönül adları değiştirilen tüm annelere, onların annelerine aynı şefkatin, ilginin ve dikkatin verilmesini arzuluyor. önce anneler, sonra evlatlarına!
çoğulluk budur. Anne sevgisi! İster bu dünyada yaşasın, ister başka bir dünyaya göçmüş olsun, fark etmiyor. Bu sevgi içimizdeyse o şefkatle yaşama bakmayı göze almak gerekiyor. ‘Ananı al da git’ yerine bambaşka, kucaklayıcı, kutuplaşmaları önleyecek cümleler sarf edebilmek.
***
Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi’nin önemli bir duyurusu var. Fethiye’deki toplu tecavüz davasının 5. duruşmasıyla ilgili bu duyuru. Diyorlar ki ‘Her gün öldürülen şiddete, tacize ve tecavüze maruz bırakılan biz kadınlar, 14 EKİM’de tecavüzcülerin tutuklanması, tecavüzcülerden henüz yargılanmaya başlanmamış diğer üyelerinin tespit edilmesi, yargılanması, tecavüz ve taciz davalarında kadının beyanının esas alınması taleplerimizle Fethiye Adliyesi’nin önünde olacağız.’
Yer : Fethiye adliyesi önü
Tarih : 14 EKİM 2011 saat 13:30