07/06/2012
Bu yazımı bir mektuba ayırmak istiyorum.
İstanbul’da, metrobüste yaşanan tacizleri anlatan bir mektup bu. Pazar günkü feminizmle ilgili yazım üzerine, o gün yürüyüşe gelemediğini, çünkü evde yemek pişirmek, evi temizlemek durumunda olduğunu, haftanın altı günü çalıştığı için böylesi bir yürüyüşe katılma lüksünün olmadığını anlatan okurumuz ‘ben de size yaşadığım kadınlık deneyimimi anlatayım’ diyor ve neredeyse haftanın altı günü metrobüste yaşadığı tacizleri anlatıyor.
Metrobüsteki ‘sota’ yerleri tutan tacizcilerden kaçmak için yaptıklarını sıralıyor bir bir. Tıklım tıklım otobüslerde bedenini nasıl saklamak durumunda kaldığından bahsederken gözleri önünde hemcinslerinin başına gelenlerden de bahsediyor. Küçücük kızların cinsel istismarla burun buruna kaldığına tanık olduğunu, müdahale edemediğini, müdahale ettiği zaman başına gelebileceklerden korktuğunu söylüyor.
Bedeninin kime ait olduğunu içtenlikle sorgular bir hali var. Tacizlerden sakınmak için sürekli olarak yanında taşıdığı uzun kollu bir hırkası varmış. ‘Yazın, o havasız ortamda, hele sıcak günlerde çok zor oluyor’ diyor. Ancak bir seferinde elinde cep telefonuyla arkası dönük bir kadının kalçasını kaydeden bir tacizciyi (yoksa sapık mı desek?) gördükten sonra işin hırkayla bitmediğini, bitmeyeceğini anlamış.
‘Bu beden gerçekten bizim mi?’ diye sormuş. İşe giderken ‘ellenmenin’ ne kadar aşağılayıcı, yaralıyıcı, mide bulandırıcı bir şey olduğunu tekrarlamış.
‘Devlet kürtajı yasaklamaya kalkacağına, işleri saptıracağına ortalıktaki sapıkları azaltmanın yollarını arasın’ diyor. ‘Kadının yediği dayağı, cinsel istismarı kaldırmanın yollarına baksın. Onu tecavüzcüsüyle evlendirmesin, kolaya kaçmasın, ikiyüzlü davranmaktan vazgeçsin.’
Bense onun haftanın altı günü saklamak durumunda kaldığı bedenine bir çanta gibi asılı kalmış olan sorusuna odaklanmış durumdayım.
‘Bu beden gerçekten bizim mi?’
Bu beden bizim.
Son yaşadıklarımız bu bedene her zamankinden çok daha güçlü bir biçimde sahip çıkmamız gerektiğini söylüyor bize. Onu nesneleştiren ne varsa ona karşı irademizle ‘hayır’ dememizi.
***
Yarın için için önemli bir eylem çağrısı var. Sizinle paylaşıyorum.
Sevgili kadınlar,
Türkiye’nin her tarafında kadınlar bir araya gelip kürtajı tartıştırmamak için mücadele ediyorlar.
Biz de İstanbul’da farklı gruplardan, grubu olan/olmayan, farklı fikirlerdeki kadınlar bir araya geldik. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AKP tarafından da sahiplenen kadınlara yönelik saldırısına karşı birlikte mücadele etme konusunda irade göstermeye karar verdik.
Bunun ilk adımı olarak da 8 Haziran Cuma aksamı çeşitli illerde eşzamanlı eylem yapalım dedik.
İstanbul’da Galatasaray’da saat 20.00’den itibaren tek pankartlı, imzasız dövizlerle yapacağımız eylemde perdemiz, bilgisayarımız hazır olacak ve diğer illerden arkadaşlarımızla canlı bağlantı yapacağız.
Kürtajın yasaklanma girişimine karşı ne kadar çok ilde ayni saatlerde sokakta olursak o kadar iyi olur diye düşünüyoruz.
Bu nedenle çevremizdeki tüm kadınları, kadın gruplarını bu eylemi birlikte örmeye çağırıyoruz. Hangi ilde, hangi bölgede ‘Kürtaj haktır. Söz kadınların’ diye sokağa çıkacak kadın varsa 8 Haziran aksamı beraber olalım istiyoruz.
Bu duyuruyu sahiplenen kadınların, kadın gruplarının en geniş çağrıyla illerinde bir toplantı örgütlemeye çalışıp, daha çok kadınla eylemi örmeye uğraşacağına inanıyoruz.
Bu eylemi birlikte öreceğimiz illerin teknik olarak bilgisayar, internet bağlantısı, elektrik, projeksiyon, perde temin etmeleri gerekiyor.
Bağlantıyı skype adresi ile yaptığımız için her ilden bir skype adresinin iletilmesi iyi olur. Cuma sabahtan itibaren deneme bağlantılara başlamalıyız. Ayrıca Cuma sabahı tüm illere skype adresleri iletmemiz gerekiyor. Sadece İstanbul ile değil, bütün illerin kendi aralarında bağlantıları gece boyu sürecek.
Eylemin sloganları, dövizleri ile ilgili de size öneriler sunmayı düşünüyoruz.
Şimdi örgütlenme zamanı!
İrtibat için: kurtajhaktirkararkadinlarin@gmail.com