25/12/2010
Bir toprak parçası aramak… Evladınızı saracağınız bir toprak. Sonra başucuna iliştirebileceğiniz bir mermer, bir taş, bir tahta. O mermere, taşa, her neyse ona, onun en çok sevdiğini karmak. Bir cümle, bir ad ya da sadece iki mahzun tarih. Yanına iliştiğinizde ona adıyla hitap etmek, onun bir şekilde “orada” olduğunu bilmek, sessizce fısıldamak sonra: “Dinlen artık” demek. “Bak artık birlikte dinleneceğiz, kimsesiz değilsin.”
Bir şekilde orada olduğunu bilmek, bir biçimde ona hâlâ sahip çıkabildiğinizi göstermek… üzerinden yıllar geçmiş olsa da. Gitti gider olsa da her şey. Bir sabah vakti, kimbilir, ortak bir masada içtiğiniz bir bardak çaydan sonra, ucundan koparılan bir ekmek parçasından sonra, ufak bir ana-evlat çekişmesinden sonra, sonra, sonrası, o gider. çıktığı kapının kapanma sesi hâlâ aklınızdadır, kimbilir belki, kapıyı açtığınız zaman içeri dolan eski bir bahar kokusu da, o kokuyla birlikte onu son kez görüşünüz. Yine çok güzeldir, her zamanki gibidir; o sizin evladınız, dünya yıkılsa da biriciğiniz, dünya bir yana o bir yana olanınızdır.
Sonra o gider. Gitmiştir. Evinizin önünden, karşıdaki caddeden, ötedeki mahalleden bir araba alıp götürüvermiştir onu. Bitmiştir.
Hikâye orada bitmiştir.
Herhangi bir kayboluştur. Kimsenin ruhu duymadan yok edilecektir.
Hikâye gerçekten bitmiş midir?
Peki ya siz? Kapı önünde, onu hâlâ o bahar gülüşü eşliğinde hatırlayan siz, dünyanıın en politik ya da en apolitik evladına sahip olmuş olan siz, hiç fark etmez, fark etmemeli, sizin için her şey bu kadar kolay bitebilir mi?
HİKâYE BURADA BİTEBİLİR Mİ?
Bir anne ya da bir baba için bu hikâye burada bitmez.
Dahası Türkiye için de bitmemeli.
***
Her ölüm kimsesizdir. Bunu tartışacak değilim. Her ölüm erken ölümdür, bunu da bilirim az çok.Ama bazı ölümler vardır ki hem erkendirler, hem kimsesizdirler hem de faili meçhuldürler.
O zaman bu hikâye burada bitmez.
Cumartesi Anneleri, evlatlarını faili meçhullere kaptırmış aileler, anneler, 1995-1999 yılları arasında Galatasaray’dan bizlere seslendiler. üzerlerinde büyüyen baskı sonucunda eylemlerine ara verdiler. Yok edilmeye çalışıldılar. ülkenin toplumsal belleğinden söküp alınmalıydılar çünkü onların temsil ettikleri, tehlike arz ediyordu! Vicdanlarımızın derin dondurucu haznesinde her daim hazır bekleyen gerekçe de hazırdı zaten: Birilerinin maşasıydılar muhakkak!
Bu süreçte bir sürü kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına alındı. Sonra tuhaf bir gelişme yaşandı: Ergenekon davalarının açılmasıyla başlayan süreçte bazı itirafçılar kayıp olaylarına dair detaylar vermeye başladı. Bunun üzerine Cumartesi Anneleri 2009’dan itibaren yeniden Galatasaray’da oturmaya başladılar. Bugün yani 25 Aralık 2010’da saat 12.00‘de 300. oturmalarını gerçekleştirecekler.
1993-1997 yılları arasında faili meçhul cinayetlerin bir devlet politikası olduğunu öğrenmiş olan bizlerin yeri bugün o insanların yanında durmak, durmaya çalışmak, durmayı denemektir. Belki o zaman bizler de ayakta durabiliriz.