10/10/2006
(Geçen hafta… Hem o zaman bir başka dev, asıl dev Marlon yaşıyordu daha- Kızılderilileri yaşamasa da)
Ve bir masal kendini şöyle inşa etti… Halkı, “sokağa çıkma yoksa ağzına biber sürerim” şeklindeki nazik ve şefkatli yaklaşımlarla evlerine tıkılmış dev bir şehir vardı: İstanbul. Bu şehre ciddi mi ciddi (ama kendi aralarında şakalaşabilen), bir dudağı yerde bir dudağı gökte kırkaltı tane dev (biri dişi, lila renkli tayyör giyeni) iki-üç günlüğüne geldiler. Gelmek şu anlamları içerebilirdi aslında: Çöreklenmek-konuşlanmak-ciddi kararlar almak-ciddi kararlar alırken eğlenmek-eğlendirmek-eğlendirirken düşünmek, düşündürmek vb.
Yediler içtiler devler. Denizbörülcesi ile buharda pişirilmiş Bayrampaşa enginarını imambayıldıya katık edip cevizli sucuk, badem ezmesi gibi ürünleri tadıp moda gösterilerini Boğaz manzaralı saray yavrularında izlediler. Çay partilerini diğer partiler, protokolleri protokol krizleri izledi. Dahası el sıkıştı devler, tokalaştılar, öpüştüler, koklaştılar, kimi kez havanda su, kimi kez de suda havan topu dövüp “harikasınız” dediler birbirlerine, en çok da altına girdiği külfetten dili damağı birbirine yapışıp kalmış ev sahibi deve-devlere: HARİKASINIZ, çok iyi vakit geçirdik.
“Ben de oradaydım” diye izlenimlerini yazdı kimi gazeteciler, bu “harikalık” ruhundan beslenmek, gelecek günlerin esintilerinden nasiplenmek için. Bu yüzden olsa gerek “ben de oradaydım ve ne yalan söyleyeyim harikaydım” tarzında bitirdiler yazılarını devleşerek kendi dimağlarında.
Bir rivayete göre masal şöyle devam ediyor: “Bir şehri böyle olduğuna göre, geri kalan şehirleri nasıldır bu harika ülkenin, kimbilir” diyor davudi bir ses. Ding dong ya da think tank gibi bir ses çıkarıyor sesinin tınısı. Diyor ki “bu ülke AB’ye girmeyi hak ediyor arkadaş”. Masaya yumruğuyla vurma sesi geliyor bu sefer de. Ama sinirli değil, diplomasiye hakim, dev olmak bu zamanda zor, biliyor bunu, bu yüzden temkinli bir cüretkarlığı var. Diyor ki “beş NATO üssü az bu harika ülkeye az. Şile’deki atış alanı az, Konya yetmez, Balıkesir’deki füze rampası ne ki, Karaağaç deniz üssü geliştirilsin, İzmir yayılsın, serpilsin…”
Bir başka rivayete göreyse şöyle devam ediyor masal:
Nasıl yani diyesi geliyor insanın? Bizsiz nasıl yani?
Asıl sizsiz diye bağırıyor kırkaltı tane dev. Asıl sizsiz, zirvesiz, protokolsüz, menüsüz cüceler, teşekkürü bir borç bildiğimiz rehine kurtarıcı zibidiler, sultankayıksızlar, dev fobililer.