Diyarbakır Kitap Fuarı

‘En az sizin kadar masumuz’ derken ne demek istediniz? diye soruyor karşımdaki öğrenci.

Diyarbakır Kitap Fuarı’nda bordoya yakın bir kırmızı, laciverte komşu bir maviyle çevrelenmiş bir konferans salonundayız. Taş atan çocuklar olarak bilinen TMK mağduru gençleri anlattığım gençlik romanımdan, Yalancı Şahit’ten (Günışığı Kitaplığı, 2010) bahsettiğimiz anlar bunlar.

‘En az sizin kadar masumuz’ cümlesi kitabın yazılmasını zihnimde ateşlemiş bir cümledir. Ne ilginçtir ki bu cümleyi ilk kez Vatan’da yazdığım bir yazıda dile getirmiş ve epey mektup almıştım. Kısacası ilk kez sizlerle paylaşmıştım o cümleyi. Bu tematik cümle ve ondan kitaba yayılanlar yüzünden (ve sayesinde) zaman zaman çok tepki geldi gençlerden -ve elbette onların velilerinden. (Bunların çoğu İstanbul’daki buluşmalarımızda gerçekleşti.) Zaman zamansa kitabın en çok bu cümlesini sevdiklerini söyleyenlerine rastladım. O cümleden yola çıkarak kimi ‘benim de kafam her şeye atıyor, ben taş mı atıyorum!’ diye isyan etti, kimisi de ‘bu çocuklar taş atıyorsa neden taş atıyorlar diye sormak gerekiyor’ dedi. Bu arada belirtmem gerekiyor ki bu yorumları yapan gençlerin yaşları 12-17 arasındaydı. Şu bıçkın, enerji dolu hallerin zamanları. Kimi büyüklerin mesafeli durduğu şu yaşlar.

Karşımda gözlerini bana dikmiş güzel yüzlü öğrenciye de bu yüzden ‘Peki sence bu cümle ne demek?’ diye soruyorum. çok akıllı, hemen anlıyor mesajımı. ‘Büyükler’ diyor. ‘Büyükler bu çocukların masum olduğunu anlamıyor. Siz onun için bu cümleyi kullanmışsınız!’

Böylece asıl derdimizin kendi koltuklarında sefil, saptırılmış bir ‘doğru’nun (ya da bu tür ‘doğruların’) peşinde köle olmuş ve esasen bir türlü büyüyememiş büyüklerin olduğunu da mükemmel bir biçimde özetliyor!

Söyleşi sonrası ise fuarın uğultu yüklü loşluğunda tam bir buluşma gerçekleşiyor. çoğunun parası yok, kitap alamıyorlar. Derken Günışığı ekibi devreye giriyor. Hepimizin yüzünde bir ışık. Kitaplardan hepimize yayılan bir ışık bu. Dışarı çıktığımızda kentin üzerinde tur atan askeri helikoptere rağmen bir müddet daha devam eden o ışıkla kent merkezine, Hasanpaşa Hanı’na gidip Kamerli kadınların elleriyle sardığı o güzelim sarmalardan yiyoruz.

Sarmaları yerken zihnim ısrarcı. Korku bariyerlerini aşmanın tek yolunun birbirimizi tanımak, dinlemek olduğunu tekrar edip duruyor. Hiç kuşku yok ki kitap fuarı gibi etkinlikler bu tür buluşmalar için çok önemli köprülerden.

***

Yarın (27 Mayıs) önemli bir protesto var. Gözaltında kaybedilen evlatlarının hakkını arayan, aramaktan yılmayan Cumartesi Anneleri bin operasyon yaptığı ile övünen Mehmet Ağar’ı ziyarete gidiyor! Yıllardır Galatasaray’dan evlatlarının failinin sorumlusu olduğuna inandıkları bu kişiyi ‘ziyaret ederken’ hepimize verdikleri bu ‘direnç’ mesajının sembolik olarak değeri tartışılmaz. Bildiğiniz gibi Ağar, Susurluk Davası’ndan 2 yıla mahkum edildi. Cumartesi Anneleri’nin bu 2 yıla isyanı var. Galatasaray’da oturmaya başlamalarının 17. yıldönümünde Aydın’a gidecek, Yenipazar Cezaevi önünde ‘Ağar kayıplarımız nerede?’ diye soracaklar.

O kayıplarda hepimizden çalınan bir parça mevcut. Gerçekten demokratik bir ülke hayalimiz varsa.