Gençlik edebiyatı

Geçtiğimiz hafta ülkemizdeki çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen yayınevlerinden biri olan Günışığı Kitaplığı yayın hayatının 15. yılını kutladı. üstelik bu heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar çetrefil geçmişi özel bir kitapla taçlandırdılar. Yetişkinler için yazan 31 yazarın 15 yaşla ilgili anılarını, öykülerini, geçmişe seslenişlerini içeren bir kitaptı bu ve kitabın tümünde yayınevinin en gözde ve ana rengi olan turuncunun hakimiyeti vardı. Işığın ve yaşamın gözdesi olan bu turuncu renk sanki başka bir şeyler söylemek istiyordu bizlere.

Dışardan baktığında insan gençlerini umursamayan bir ülkede, çocuklar ve gençler için edebiyat ürünleri sunmakta inat eden kuruluşları anlamakta zorluk çekebilir. Kimine göreyse cevap hazırdır zaten: Onca iş varken neyin nesidir çocuk ve gençlik edebiyatı? Kimileri içinse bu alan ‘lay lay lom’ mecrası olarak değerlendirebilir. En azından geçmişte böyleydi!

Geçmişteki bu umursamazlık ve dudak bükme yüzünden bu tür metinlerde tema ve içerik yönünden gerçek bir çoğulluk sağlanamadı ve uzun yıllar boyunca bu edebiyatın değişmezleri yüksek kürsülerden ulvi bir yankıyla çocuklara seslenen yetişkin bir bakış açısı oldu. ‘Bak iyi dinle, açıklıyorum şimdi: şu ak, şu da karadır’ diye direten o bakışın iç sesiyle anlatılan öykülerin alanıydı genellikle çocuk ve gençlik edebiyatı. Elbette istisnalar vardı ama istisnalar bu genel tavrı pek etkileyemediler, en azından okul müfredatlarına giremediler ve sınıflarda tartışılamadılar. İş burada da bitmedi elbette. Bu kürsüden seslenenlerin sesi biraz soluklaştığında başka sesler ortada dolaşmaya başladı. Bunların çoğu gençlere gelecekteki ‘cins’ rollerini öğreten, bunu öğretirken toplumsal kalıpların bir kuruş dışına çıkmamayı tercih eden seslerin metinlerdi. Okul müfredatlarına girmeyi başarmış olan bu seslerin çoğunda romantik gelecek hayallerinin boy gösteriyor olması gençler için gerçek bir tehlikeydi aslında. Bu metinler gençleri hayata hazırlayan değil, bal gibi toplumda varolan kalıpların yeniden üretilmesi için oluşturulan bir zemin, bir kaideydi. Kaldı ki bu tür kitaplarda iyilik ve erdem gibi kavramların abartılı, fantazileşmiş halleri de, bu çerçeve içersindeki iyi vatandaşlık duygularının projelendirilmesi de aynı hizmeti görmek üzere planlanmıştı.

Sevindirici olan husus, son yıllarda bu tek yönlü ve dar pencereli görüşün yavaş yavaş çatırdıyor oluşu. Gençleri fildişi kulelerde, tuhaf sınavlarla dolu bir geleceğe bırakırken onlara yol gösterebilecek edebiyatın işlevinin ne olabileceği üzerine kafa patlatan çok insan ve kurum var.

Bu hassasiyeti üstlenen yayınevlerinden biri olarak Günışığı Kitaplığı’nın 15 yaş seçkisine göz atmanızı öneririm. Ancak dahasını da önerebilirim. Yayınevinin 18 yaş grubu için oluşturduğu yeni programda çok sıkı kitaplar ve bu kitaplarda işlenen temalar var. Michael Thomas Ford’un ‘İntihar Notlarım’, Guido Sgardoli’nin ‘Var mısın Yok musun’ adlı kitapları ve özellikle Beate Teresa Hanika’nın ‘Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor’u gözden geçirilmeli. Gençlerden gerçeği saklamamalıyız diyen yetişkinler ve elbette gençler için önerilebilecek kitaplar bunlar. İntihar, ensest, suç, suçluluk, namus, ahlak, cinsel tercihler, uyuşturucular, hatta kötülüğün ne olduğunu tartışabilmek için. Gençler için iyilik ve erdem ütopik pembe bulutlardan değil, dünyanın içinden doğabilir çünkü.