Gün gelir…

Böyleydi değil mi o cümle? “Gün gelir, o kalemler kırılır, kırarlar o yazdığınız kalemi.”

Gazeteci yazar Balçiçek İlter’e söylenmiş bir cümleydi bu. Her ne kadar söylenmediği iddia edilse de, söylenmemiş bir söz üzerinden İlter’in bir yazı kaleme alacağını sanmıyorum. Kaldı ki karşı tarafın üslubu bu cümleye gelene kadar o kadar tanıdık ve aynı oranda o kadar itici ki insana “Biz bu senaryoyu biliyoruz” dedirtiyor.

Türkiye’nin ve dünyanın giderek muhafazakârlaşan şartlarını ve genel gidişatını düşündüğümüzde birçok okur için kolayca es geçilebilecek, unutulabilecek bir cümledir bu. Sadece o cümle de değil; o cümle ve yarattığı hale! Hatta zorlanırsa, buradan dizilerdeki yapay kahkaha ritüeline eş mükemmel espriler de üretilebilir: “Ne yani tanıdığımız küçük kızlara küçük o. diye takılamayacak mıyız bundan sonra hahaha… Ne yani ‘küçük o’ dediysek ‘büyük o’yu kastetmedik ya hahaha…”

Hahaha… Kısaca yaşadığımız birçok dramatik vakada karşımıza çıktığı gibi.

O sarfedilen cümleye gelene kadarki süreç bir yana, ona benzer cümleleri ve onların arkasında yatanı keşfettiğinizdeyse yedi sülalenize küfür edilmiş gibi hissedersiniz kendinizi. O cümlenin etrafında şiddet vardır, maçoluk vardır, sansür vardır. üstelik bu maçoluk dehşetle tanık olduğumuz şekillerde kendini meşru kılmanın yollarını aramakta, her türlü alanı kendi alanı belleyerek ortalıkta boy göstermeye devam etmektedir.

Bana öyle geliyor ki ayan beyan iktidar dilidir bu ve giderek kurumsallaşan, kurumsallaşması onaylanan bir şiddete dönüşmektedir. Sindirmek, baskı altına almak ve sansürlemek eğilimi had safhadadır bu dilde.

“Madem benim gibi değilsin, demek benim gibi düşünmüyorsun, demek benden yana değilsin; o halde sen yoksun” diyen bir dildir bu. Görsek de görmesek de bu dilin varlığı, nasıl söylesem, toplumsal bir alarmdır, evet. (Bunun toplumsal hallerinden biri olarak bkz. en son yaşanan Naipaul trajedisi.)

Bir sürü yazı kaleme alındı bu konuda, detayları tartışmayacağım. Ancak özellikle bu cümlede koptuğumu da saklamayacağım! çünkü eline kalemi almaya cesaret edebilmiş bir kadına söylenebilecek en son sözlerden birisidir o kadının kalemini kırmak. çünkü o kalemle yazılan sözlerdir yeri geldiğinde bir kadının gerçek özgürlüğü, özgünlüğü ve yaşama sunduğu vaat. O yüzden herkes dikkatli olmak durumundadır…

Hâlâ ummak istiyorum ki bu cümle sarf edilmemiş olsun!

Son olarak, bu türden bir üsluba misilleme yapmak filan gerekmez. Zira bu, karşı gücü daha da azdıran bir tepkidir. Kısaca “Sen beni yok sayarsan ben de seni yok sayarım”la bitecek iş değildir. Bu işin hem araçlarını hem de kendine “ilke” belirlediği hedefleri tümden reddetmek yapılabilecek en temiz iştir. En temiz iştir de… Bunun için yan yana durabilmek gerekir.