Kadınlar öldürülürken

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2010 yılının Ağustos ayında çalışmalarına başladı. Birçok siyasi parti, dernek ve siyasi kurumlardan kadınlar bir araya geldi. Kadın cinayetlerine karşı mücadelenin toplumsal bir dinamiğe dönüşmesi konusunda kararlıydılar. İlk olarak Münevver Karabulut duruşmalarını takibe aldılar. Ardından eylemler başladı. Bir yıldır yoğun bir çalışma yürütüyorlar. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcisi ve aynı zamanda Emekçi Hareket Partili Kadınlar Sorumlusu Berna Görgülü sorularımızı şöyle yanıtladı:

ülkemizde kadınlara yönelik cinayetlerin artışını neye bağlıyorsunuz? Türkiye nasıl bir süreçten geçiyor? Bu anlamda ‘Doğu ya da Batı’daki kadın’ diye bir ayrım yapılabilir mi? Ya da sınıfsal farklılıkları düşünebilir miyiz?

Türkiye’de Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2002 yılından 2009 yılına kadar kadın cinayetlerindeki artış oranı yüzde 1400. 2009 yılı sonrası için de değişen olumlu hiçbir durum yok. Bu rakamlar sıcak savaş koşullarında elimize geçen ceset sayılarıyla aynı. Bu artışın temel nedeni ekonomik kriz. Kriz dönemlerinde kadına yönelik şiddet artıyor ve bu şiddet kadınların öldürülmesiyle sonuçlanıyor. Devletin bu konuda hiçbir önlem almaması kadın cinayetlerinin önüne geçilmesini engelliyor. çünkü kadını ölüme götüren yol hem erkeklerin kadınları öldürmeyi kendisinde hak görmesiyle, hem de devletin erkekleri öldürmeye üstü örtük bir şekilde teşvik etmesiyle döşeli.

Ayşe Paşalı davası sonuçlanana kadar hiçbir kadın cinayeti davasında katile müebbet hapis cezası verilmemişti. Ve Ayşe Paşalı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası tüm kadınlar için mücadele ede ede kazanılmış bir cezadır. Devlet erkeğe ağır ceza vermediği gibi şiddet gördüğü ve ölümle karşı karşıya kaldığı için koruma talep edenleri de korumuyor. Koruma talebine karşılık verilmediği için öldürülen o kadar çok kadın var ki! Türkiye’nin doğusu ve batısı arasında kadın cinayetlerinin oranları değişmiyor.

Hem doğuda hem de batıda öldürülüyoruz. Toplumun genel kanısı kadın cinayetlerinin coğrafyaya, sınıfsal konuma ve eğitime göre değiştiği yönünde olsa da her yaştan, her ırktan, her sınıftan kadın öldürülüyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın namus cinayetleri konusunda izlediği yöntemi nasıl değerlendiriyorsunuz? örneğin kelepçe konusundaki fikirleriniz nedir? İlerki günlerde Bakanlıkla işbirliği yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız hangi aşamalarda bunu gerçekleştirmeyi planlıyorsunuz?

Fatma Şahin’in şu anda gündeme getirmiş olduğu yasa tasarısının temeli 25 Kasım’da Meclis’te kendisiyle yaptığımız görüşme ve ardından Mart ayında yine kendisine götürdüğümüz yasa tasarısından oluşuyor. Ancak biliyorsunuz Meclis bu esnada sadece yasa tasarısını gündeme getirmedi.

Bir yandan çözüme yönelik hamle yaptıklarını ifade eden adımlar atıyorlar ancak Kadından Sorumlu Bakanlığı kaldırıp Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurdular. Bakanlığın koruma altına almış olduğu ailede kadınlar öldürülüyor.

Mesele aileyi değil, kadını korumaya almakta. Temel olarak bunu yapmadıktan sonra, yapılan her değişiklik teknik düzenleme olarak kalmaya mahkum. Elektronik kelepçe ya da buton yöntemi teknik olarak olumlu gelişmeler. Her ikisi de kadının şiddet görme tehlikesine dair emniyete alarm gönderecek. Fakat şu anda sorunumuz polisin kadınların şiddet görme riskinden haberdar olmaması değil. Haberdar olduğu halde harekete geçmemesi, kendilerine başvuru yapan kadınları evlerine, şiddet gördükleri hanelere geri göndermesi. Biz tam aksine, kadın cinayetlerini durduracak bir Kadın Bakanlığı istiyoruz. Ve devletin bunu yapmasını sağlamak için sonuna kadar pek çok avukatla, öldürülen kadınların yakınlarıyla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.

Platform olarak ilerki günler için neler planlıyorsunuz?

24 Temmuz’da pek çok kadınla birlikte İstiklal Caddesi’ne döküldük. Bundan böyle hükümet de bu konuda çözüm bulmak zorunda olduğunun farkında. Biz çözüm bulunana kadar sürekli sokaklarda olacağız. Gerekiyorsa her ilde, Meclis önünde, duruşma salonlarında bu büyük yürüyüşleri yapacağız. Her gün daha fazla insana ulaşıyoruz ve örgütleniyoruz. Ve önümüzde, tatil nedeniyle askıya alınmış olan yasa tasarımız duruyor. Yasamızın Meclis’ten geçmesini sağlayacağız. Kaldırılmış olan Kadın Bakanlığı’nın bu sefer tam teşekküllü ve çalışan bir bakanlık olarak geri getireceğiz.

Kadın Bakanlığı’nın kaldırılması sizce nelere gebe bırakabilir ülkeyi?

Kadın Bakanlığı’nın yalnızca mevcut olması, çalışmadığı sürece bir anlam ifade etmiyor. Ancak eksik işlese de devletin bu bakanlığı kaldırması ve yerine aile üzerine bir bakanlık kurmasının anlamı önemli. çünkü devletin kadını yalnızca aile içinde tanıyor olması anlamına geliyor. Kadınların öldürüldüğü alanların bizzat devlet tarafından koruma altına alınması demek oluyor. Ve bu pek çok olumsuz gelişmenin önünü açıyor. Tesadüf değil, hemen ardından DİN-BİR-SEN tarafından bir açıklama geliyor; ‘kadının korunması aileye zarar verir’ diye. öldürülenler kadınlar, hem de çoğu aile içinde olan kadınlar. Ceylan Soysal aile kararı ile öldürüldü. Ayşe Paşalı ve isimleri saymakla bitmeyecek olan kadınlar kocaları, eski kocaları, nişanlıları, babaları, ağabeyleri tarafından öldürüldü. Bu yüzden Aile Bakanlığı değil, çalışan bir Kadın Bakanlığı şart.