Kelepçe

Yeni bir uygulama başlatılıyor.

Kadına uygulanan şiddete karşı alınacak bir önlem bu.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin kadına yönelik şiddet konusunda radikal kararlar alacaklarını söylüyor. Elektronik kelepçe de bunların başında geliyor.

Eşine şiddet uygulayan ve evden uzaklaştırma cezası alan erkekler elektronik kelepçeyle izlenecek. Bu halde eşine yaklaşmaya çalışan ‘koca’ (ya da sevgili) takip edilecek ve hapisle cezalandırılacak.

Dahası var. Şiddete maruz kalan kadınlar bundan sonra belge gerekmeksizin koruma altına alınacak, savcılıklarda şiddetten koruma bürosu oluşturulacak ve şiddet uygulama ihtimali olan erkekler devlete havale edilecek!

Bu adımlar, Ayşe Paşalı ve yüzlerce kadının hazin anısına ne ölçüde su serpecek, bunu zaman gösterecek. çünkü şiddetin ne olduğu konusunda kafalarımız karışık. Kaldı ki şiddetin köküne inemezseniz, sadece caydırıcılıkla günü kurtaran önlemler alırsınız. Ki bunlar uzun vadede yine aynı sonuçlara gebe bırakır toplumu.

Yalın, basit ama hep atlanılan ya da yeterince hayata sokulamayan şu aşamalara tekrar bakalım: Kadınlara işgücü sağlanması, eğitim konusunda öncelik verilmesi, cinsellik, hatta doğum kontrolü konusunda bilgilendirilmeleri, kısaca kendi bedenlerine ilk elden sahip çıkabilme özgürlüğünün bir hak olduğu gerçeğinin kendilerine sunulması. Bunlar, söz konusu şiddeti hafifletecek temel noktalar olabilir.

Kaldı ki şiddet sadece tekme tokatla sınırlandırılabilecek bir eylem değildir. Şiddetin sözle, imayla, tavırlarla farklı şekillerde karşımıza çıkmasına ne denilebilir? Kocasının metresine sırf ekonomik sıkıntılar yüzünden göz yuman bir kadın şiddete maruz değil midir? Bizzat kendi kendine uyguladığı şiddete? Ya da çocuklarının eğitim hayatını düşündüğü için kocasının yaptıklarına göz yuman bir kadın az mı şiddete maruz kalmaktadır yaşam nezdinde?

‘Olmadık yerlerde olmadık şekillerde kocam bana bağırıyor, beni kıskanıyor, bana küfür ediyor, beni yok sayıyor, öyle rencide oluyorum ki…’ diyen kadın sayısı ülkemizde az değil. Hiç ama hiç az değil. Bu bir şiddettir. Yok sayılmak, umursanmamak, azarlanmak bir şiddettir. Kadınlar bu konuda ne yapacaklar? Onlara şöyle demeye devam mı edeceğiz: ‘Alttan al, suyuna git, yuvayı dişi kuş yapar.’

Ben nedense böyle durumlarda Melih Cevdet’in ‘Kediler’ şiirini hatırlarım. O şiirdeki şu mısraları: ‘Uyanır kadınlar geceleyin/Yüzük takarlar karanlıkta.’ Bir söz daha verdikleri için kendilerine, yaşama, geleceğe. Nereye kadar peki?

‘önce ölümleri durduralım.’ Kesinlikle katılıyorum. Ama bazen ölüm kadar beter olan, insanın ruhunu kıymıklarla dolduran hakaretler, tavırlar vardır. Bu ince kıymıkları yerinden kıpırdatabilmek için o ince kıymıkların ruhta ve bedendeki zayıf noktalarını bulmak da önemlidir. Derler ya diken girdiği yerden çıkar. O hesap. Bunun için de kadınlara kendileri olabilme özgürlüğü verilebilmelidir. Kendileri olarak ayakları üzerinde durabilme özgürlüğü ve özgüveni. Elbette erkeklere de. Belki daha çok onlara. Ki sıkıştıkları yerde maçoluğun engin kıyılarına sığınmasınlar, kaçmasınlar, savrulmasınlar.

Kadın ve erkeklerin yan yana, özgür insanlar olarak yaşayabildikleri bir Türkiye. Dileğimiz budur. Ama ilk önce şiddetten ne anladığımızı masaya yatırmalıyız. Kuvvet de bir şiddettir, güç de. Bazen koruma da bir şiddettir, şiddeti engellemek adına alınan önlemler de. Şiddetin kökenine inmezseniz bir de bakmışsınız ki yeni şiddetler, yeni kelepçeler, yeni zindanlar üretmeye başlamışsınız. Aman dikkat!