26/02/2011
Hidayet Şefkatli Tuksal saygı duyup sevdiğim bir yazar. Star’daki yazılarını arada takip ediyor, günümüzün zor konularına yaklaşımını ilgiyle okuyordum. Bir süre önce bu yazılara ara verdiğini yazdı köşesinde. Yaşamındaki diğer işlere ağırlık verebilmek için durmuştu. Kendisinin en kısa sürede düzenli yazılarına yeniden başlamasını diliyorum.
Tuksal’ın geçtiğimiz günlerde dekolte giyinmekle taciz arasındaki ilişki üzerine söylediği ve tacizin sadece dekolte giymekle ilgisinin olmadığını ortaya çıkaran sözleri hemen hepimizin ilgisini çekti. Bir feminist ilahiyatçı olan yazarın bu sözleri çok yankı buldu ve yazarı, hak etmediği (ama öngörülebilecek) bir tarzda hemen her cephenin hedefi haline getirdi. çünkü söyledikleri gerçek anlamıyla ezber bozar nitelikteydi.
***
Tuksal kadın bedenine yönelik tacizin ‘son derece kapalı’ kadınların başına da gelebildiğini, kadınların hacda bile buna maruz kaldığını ifade ediyordu. Hac görevini yerine getiren kadınlar yerel halktan erkeklerin bakış ve duruşlarıyla taciz edildiklerini aktarıyordu. Kısacası durum vahimdi!
Dahası da vardı. Tuksal burada taciz konusunun nedense erkek değil kadın konusu olarak kodlandığını, oysa erkeklerin zihniyet yapılarının burada en önemli noktayı oluşturduğunu söylüyordu.
Burada bir parça soluklanıp son dönemlerde Müslüman toplumlardaki özellikle ‘sağ İslami görüş’ün giderek dozunu artırdığı bir olgunun altını çizmek gerekiyor. Bu görüş sahipleri cinselliği, özellikle de kadın cinselliğini kontrol altına almayı neredeyse ideolojilerinin harcına karıştırmış durumda ve beslendikleri ana kaynaklardan birisi de burası, yani kadın ve kadın bedeninin manipülasyonu. Bu konuda birçok olaya tanık olduk ve durum onu gösteriyor ki olmaya da devam edeceğiz. Türkiye’deki örnekler de tavan yapmaya başladı. Söz konusu ideoloji kadınların bedenlerini, dolayısıyla cinselliklerini kadınlardan ziyade gelenek ve göreneğe, ailenin çatısı altında toplanan bir dizi sorumluluklar bütünlüğüne dayamış durumda. Bu bütünlüğün sınırlarını ise yine erkekler belirliyor. Ancak teslim etmemiz gerekiyor ki iş sadece söz konusu sağ İslami görüşün kapsama alanında da değil!
Tuksal’ın söyledikleri ciddi bir ikiyüzlülüğe işaret ediyor. üstelik söz konusu ikiyüzlülük toplumda kadın bedenini himayeci bir tavırla kendine mal edip aynı bedeni yaşamdan sakınan bütün ideolojiler ve bu ideolojilerin sözcüleri için de geçerli. Kendini liberal sayıp kadınları ikinci sınıf vatandaş gören, onları ötekileştiren herkes için.
***
Biz kadınlar bu toplumda taciz edilmenin, diyelim ki kalabalık bir otobüste sıkıştırılmanın ne kadar aşağılayıcı bir duygu olduğunu çok iyi biliriz. Bunu ifşa ettiğinizde hem tacizci hem de tanık olanlar tarafından çoğunlukla nasıl horgörüldüğümüzü de! çünkü orada kadına düşen susmak ve sineye çekmektir. Kimbilir ne yapmışızdır ki taciz edilmeyi hak etmişizdir!
Zaten kadına da böylesi bir suçluluk duygusunun zerk edilmesi tesadüf değildir. ‘Kim bilir ne yaptın ki…’ yaşamlarımızın temel cümlelerinden biridir.
Ama bunu önlemenin yolu kadını eve, özel alana, mutfağa tutsak etmekten ve kamusal alanı sadece bir erkek alanı haline getirmekten, yeni kölelikler yaratmaktan değil kamusal alanın hepimizin alanı olduğunu yeniden hatırlayabilmemizden geçiyor. Elbette başka hususları da hatırlamaktan. Birtakım önemsiz hususları: Başta kadının kendi bedenine, yaşamına ve seçimlerine sahip çıkabilecek bir birey olduğunu. Ne giyinirse giyinsin!