Kim daha zeki?

Eğitim sistemimizin hali yaşanmakta olanları ele vermesi açısından kayda değer. Antalya Manavgat’ta bir kız öğrencinin başına gelenleri okumuşsunuzdur. İki arkadaşı tarafından darp edilen bir kız çocuğu var, öyle böyle değil, aldığı darbelerle beyin kanaması geçirmiş. ‘Bu nasıl bir şiddettir?’ sorusu önemli.

Bu şiddete neden olan soruya bakalım. Sağı solu önü arkası bomboş bırakılmış, saçmasapan bir soru gibi duruyor: Kim daha zeki?

Bu soruda üzerinde durulması gereken iki temel husus var.

İlki toplum olarak zekayla kurduğumuz ilişki. Zekayı kurnazlıktan, üçkağıtçılıktan ayıramadığımız, yeri geldiğinde sinizmi ve alayı zeka sanmak gibi bir yanılgıya düşme hali. İkincisi ise zeka gibi soyut bir kavramı bile bir rekabet noktasına çekebilme ‘becerimiz’.

Ancak benim açımdan bu soruda bir üçüncü boyut daha gizli:

Darp edilenle darp eden öğrencilerin cinsiyetleri. Bunların üçü de kız çocuğu! Zeka, her ne paydada olursa olsun, bu yaştaki kız çocuklarının (aslında her yaştaki kız çocukları ve kadınların) toplumsal cinsiyet bazında pek de ‘yarıştırılmadığı’ bir konudur bizim gibi ülkelerde. Kız çocukları en fazla, akıllı olabilir! Yani çalışarak, öğrenerek elde edilen bir beceriden söz edilir onlar için.

Kısacası buradaki akıl, yaşamda ayakta kalmanın tek koşulu olan ‘zekanı kullanacak kadar akıllı ol’ prensibinden çok, yarı acınacak yarı dalga geçilecek inekliğe yapılan vurgudur. Dolayısıyla zeka konusunda bu üç kız çocuğunun birbirine böylesine bir şiddet uygulamasında daha ayrıksı, tuhaf bir durum var diye düşünüyorum. Hem olayın gerçekleşmesinden önce, facebook’taki debelenmelerinde, hem sonrasında bir güç gösterisine dönen çatışmalarında.

çatışma deyince burada anmak farz oldu. Yıllarca önce Türkiye’deki bir lisede kız öğrencilere uygulanan meslek anketiyle ilgili bir çalışmanın sonuçlarını okumuştum. Alt-orta sınıf ve düzeyi düşük ailelerin kız çocuklarıydı bunlar. Ve olmak istedikleri neredeyse tek meslek vardı. Ne öğretmen ne hemşire! Polis olmak istiyorlardı. Kendilerine neden diye sorulduğunda toplumda dirliği sağlamak, insanları gözetmek gibi cümleler kurduklarını değil ‘bir erkek gibi gücü elimde tutmak istiyorum’, ‘güç bende olmalı’ tarzında yanıtlar verdiklerini hatırlıyorum.

Muhtemelen ailelerinden ve aldıkları eğitimden kaynaklı içlerinde sıkışıp kalmış o şiddetin, ilerleyen zamanda yaşamda nasıl bir karşılık bulduğunu bilmiyorum. Aralarında kaç kişi polis oldu, polis oldularsa içlerindeki şiddet ve öfkeyle barışabildiler mi, polis olamadıkları için örneğin öğretmen olma ihtimalleri söz konusu oldu mu? öğretmen olunca içlerindeki o şiddetle yaşamaya devam ettiler mi? Ve nasıl? Ya da içlerinden kaçı gerçekten devam etme şansını buldu?

Kısaca söylemek gerekirse gençler arasındaki bu şiddet, asıl bunun üzerinde durmak elzem. Gencecik bir kız çocuğunu arkadaşlarının komaya sokmasında yatanı bulmak… Kısacası iş sadece ‘haydi kızlar okula’ demekle sonuçlanamıyor. Cinslerarası eşitliği temellendiren, çocukların içlerindeki şiddeti yönlendirebilen bir eğitim sistemi ve eğitim kadrosunun oluşturulması da en az kız çocuklarını okula gönderebilmek kadar ulvi.

Dolayısıyla, ‘kim daha zeki?’ sorusu, başta içerdiği rekabete dayalı şiddet olmak üzere bir sürü mecazi anlamla dolup taşmış bir soru. Oradaki gerilimi her boyutuyla görmenin, anlamanın hepimiz için iyi bir ev ödevi olduğunu düşünüyorum.