Kirli Ağustos

 

KİRLİ AĞUSTOS

 

 

 

Edip Cansever’in aynı adlı kitabındaki şiirdir Kirli Ağustos.

Şiirde esas olarak “varolanın ağır ağır” gerçekleşen “yokluğuna” vurgu yapılır.

Dahası da gelir: ‘Yokluğu görmek için

Kirli Ağustos! Gözkapaklarımı da yaktım sonunda” der Cansever.

 

15 Ağustos 1984 tarihini hatırlıyor musunuz?

Eruh ve Şemdinli’yi?

 

Kim ne derse desin, bu toplumdaki istisnasız herkes için yokluğun varmış gibi kendini gösterdiği en yalnız Ağustoslarımızdan biridir 15Ağustos 1984. Hangi taraftan olursa olsun nice genç insanın kanının oluk oluk yere aktığı ve bir daha da kolay kolay yerden kaldırılamadığı o dermansız ivmenin asıl miladıdır. Koşullara neden olan koşullar, koşullara bedel olarak verilen bedellerin birbirini izlediği ve yine kim ne derse desin “hiçbir savaşın gerçek galibi yoktur” gerçeğinin hepimizin suratına indirdiği şamarın tüm azametiyle sahne alacağı ve on yıllarca peşimizi bırakmayacağı o ilk yerdir. Bu yüzden bu toplumdaki müşterek bir suçtur. İletişimi, karşılıklı konuşmayı, insanı yok saydığı, herkesin “hep ben haklıyım” dediği o uzlaşmaz noktayı sürekli kaşıdığı için. Bu toplumdaki herkesin Kürt-Türk noktasında değil insanlık noktasında kaybettiği yerdir. Kanın kanı, dehşetin dehşeti, vahametin vahameti, suçun suçu akladığı bir tarih olduğu için pes ettiğimiz Ağustosların en hasıdır. Var olabileni ağır ağır yok saydığı için. Hak, adalet ve hukukun hiçlendiği bir noktayı gösterdiği için. Karşılıklı yeni baskınların, bir sonraki katliamları, bir sonraki intikamların, daha daha sonraki saldırıları, daha daha daha sonraki acıların, uçsuz bucaksız kinleri gebe bıraktığı zalim bir yok oluş.

 

Oysa gebe kalış… Oysa gebe kalmanın intikamla yakından uzaktan hiçbir ilgisi yoktur, olamaz. çocuklara, yaşama, inanca, tutkuya gebe kalırsınız ve böylece erken inen ölümün soğuk yüzüne meydan okursunuz.  Gebe kalmak erginlemektir. Kadın, erkek, soluk alıp veren her canlı içindir. Yaşama, tılsıma, doğaya, eskiye ve yeniye doğru aydınlanmak, ışığa gitmektir. Taraf tutmak değil, sadece ışığa doğru gitmek.

 

Oysa… Olan olmuştu… Hep birlikte kaybetmiştik. Ateşler düştüğü yeri yaktı; ateş yaktıkça har arttı, har arttıkça daha çok ateş, daha çok kin, derken küller uçuştu. Sıcaktı. Ağustos sıcağı gibi derman vermez bir sıcak. Yıllarca bu sıcağın kavurucu ısısı yüzümüzü, yüreğimizi yaktı.

 

Oysa olan olmuştu. Kazanan yoktu; arınmaz gibi görünen bir kir vardı içimizde.

 

Şimdi gözkapaklarımızı yakalım ve bilelim. Ki çocuklarımız, gençlerimiz ölmesin artık. Bu savaşa yön veren dağdaki bayırdaki bütün üniformalar sandıklara girsinler ve girdikleri yerden bir daha da çıkmasınlar.  Bilelim artık: Analar gencecik kızlarını-oğullarını savsatalarla yüklü savaş taktikleri, sonrasında ise bu taktiklerin bedelleri olacak ve ezberlenmiş kutsal cümleler dizilecek kefenler için doğurmadı. Yakılan köyler, dışkı yedirtilen insanlar, botaş kuyularındaki infazlar; karşılığında basılan karakollar, çarşılar, terörü destekleyen silah tüccarlarının şişen cepleri, gülen kirli suratları…

Bilelim ki asıl temiz olan YAŞAMDIR ve bu, bu coğrafyada koşulsuz herkes için doğal bir haktır. Sadece Eruh ve Şemdinli’deki bütün ruhlar bile buna tanıktır ve  hep tanık kalacaktır.

 

Bilelim: Aynı yanlışlara hacet yoktur.