Kokinalar

Yaşadığınız yere aittir çiçekler. Yaşarken anılarınızı kattığınız yerlere, duygu ve düşüncelerinize. O yüzden onlara özel ihtimam gösteren dünyalılardanım!

Hem şimdiye hem de hatıralara yolum düştüğünde çiçekleri takip ederim. örneğin şimdilerde hunharca açan bir açelyam var penceremin dibinde. Bu kaçıncı yalancı bahar demeksizin açıyor da açıyor. Açelyaların kısa ömürlü olduklarını kim söylemişse yalan söylemiş! O deliriyor, bana kalansa onu gözlemek, arada da kıpkırmızı toparlarına bakıp ‘pes valla’ demek.

Ama bir de yılbaşı faslı var malum. Onu atlamamalı.

Bu yüzden açelyaya ara verdim. O arsız, yaman bir şey, açmaya devam ediyor. Bense keşif derdindeyim! Gribin eşiğinden ha geçtim ha geçecekken sokaklara attım kendimi.

Sonrasında İstanbulluya Rumlardan kalan kokinaları seçiverdi gözüm. Zaten bekliyordum onları beklemesine ama biraz geciktiler mi ne?

Onlarsız İstanbul’da yılbaşına yılbaşı demeyenlerden olduğum için üç buketi -yoksa ağaç minyatürü mü demeliyim?- sırtlayıp atıverdim eve.

Kaşifim ya, onlar dikenlerini her yanıma batırırken, geçtiğimiz Kasım ayında yediveren güllerinin son ama son demlerini toplarkenki ellerimin kan revan hali geldi aklıma.

Ve sonrası elbette. O dikenlerle birlikte insanlar düşüverdi zihnime.

Dikenli insanlar.

O insanların dikenleri ne kadar acıtır canımızı değil mi? O dikenler battıkça olaya dikkat kesilmek yerine bizler de dikenlere bürünürüz.

Büyümek biraz da budur. Detayları atlamaktır. Diken katsayınızı artırmakö Dikenler dikenleri takip eder. İncinmişlik incinmişliği…

Kocaman biri olursunuz, ruhunuzsa dikenlerle dolu bir bahçedir artık.

O kadar incinmişsinizdir ki ancak başkalarını inciterek acınızı bertaraf edebileceğinizi sanırsınız.

Başkasını kanatarak, üzerek, yok sayarak. Böylece rahatlayacaksınızdır. Elbette kısa bir zaman için. Sonra yine içinizdeki o diken yapacaktır yapacağını. Kendine yeni kurbanlar arayacaktır.

Eğer incinmişliğimize dikkatle bakamıyorsak; kısaca içimizdeki o acıyı, zehri, yok oluşu zihnimiz, kalbimiz ve beynimizle göremiyorsak başkalarına dikenlerimizi göstermeye devam edeceğiz demektir.

2010’un genel özeti benim için böyle. Daha önceki yıllardaki gibi.

Etrafımdaki insan ilişkilerinin temelde izlediği yöntem bu. Diken diken üstüne, kanırtma kanırtma üstüne. üstelik bu sentetik dikenlerle kokinalar gibi huysuzluğu kendinden menkul birer doğa harikası olduğumuzu da kimse söyleyemez!

Neyse bu konuda yazılmış bir reçetem yok, durumum kel ve merhem ilişkisiyle özdeş. Ama yine de şunu söyleyebilirim:

Biri size dikenlerini gösterdiği zaman onun gözlerine bakmanızı önerebilirim. Hem olası bir gerilimi bir yere kadar önlersiniz, hem de ona en az sizin de onun kadar incinmiş olduğunuzu gösterme şansını elde etmiş olursunuzö

Sonrası zamanın açelya sürprizlerine kalmış.

Hiç ummadığınız dostluklara, zaman tanımaz üretkenliğe, yaşama, yaşamın bütün katmanlarına ve insanlara sunabileceğiniz coşkuya, dikkate, özene, eleştiriye, sağduyuya, vicdana…

Sonuçta size güzel, gönlünüzce bir yıl diliyorum ve dikenli kokinalarımın bir parçasını sizlerle paylaşıyorum.