Korumak

Son günlerde meydana gelen olaylar ve bu olayların “korumak” fiili etrafında dönüp durması kafamı allak bullak etti. Yıllar değişiyor, başbakanlar değişiyor, hatta içlerinde bir kısmı hızlarını alamayıp cumhurbaşkanı oluyor, kimisi kızgın, kimisi sert bir tutum sergiliyor kısacası mutedil dalgalı bir değişim rüzgarı var ama her koşulda devlet “baba” öksüz bir otoriteye sahip çıkmaya ve bununla etrafındakileri gözetip korumaya devam ediyor.

Korumak vakasında ilk durum şu: AKP İzmir Milletvekili Serpil Yıldız’ın “nüfusu 50 bini geçen belediyelerde kadın ve çocuklar için koruma evi açma önergesi”nin Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı’na eklenmesi. Yıldız’ın önergesinde sığınma evi-sığınak değil de koruma evinin öne çıkarılması, önergenin içerdiği şefkat duygusunu yaşatması -ve dayatması- anlamında önemli bir husus. “Korunmayı kim istemez hain kadın ”  sorusuna pekala, “kaşığıyla verirken sapıyla göz çıkaran bir mekanizmada kimse-hiç kimse” yanıtını verebiliriz. Dahası korunacak kişinin “herkes eşittir ama bazıları daha eşit” mantığıyla, toplumsal cinsiyet rolleriyle gözetilmesinin hukuk önündeki sorunlu haline de dikkat çekebiliriz. Korunmak için iyi huyluluk sergilemeniz ve toplumun çizdiği, “ezilse bile meşakkatli, kan yutan ama kızılcık şarabı içtim diyen” birey /özellikle de kadın tipine uymanız gerekiyor…

İkinci koruma vakasında, hayatlara biçilmiş kararlar ve bu kararların hangi koşullar altında verildiğini görüyor ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının daniskasına tanık oluyoruz. Burada üç hafta ara ile bir mahkemenin verdiği iki ayrı karar söz konusu: İlkinde eşinin ihaneti gerekçesiyle karısını öldüren erkeğin aldığı ceza. 24 yıldan 8 aya inmiş. Gerekçe olarak evde bulunan fotoğraflar mahkeme tarafından ağır tahrik unsuru sayılıyor ve iyi halle birlikte dava sonuçlanıyor.

Diğer davadaysa, eşinin sürekli dayağına maruz kalan ve onu (14 yaşındaki tecavüzcüsünü) öldüren kadın tam 24 yıl ceza alıyor. Hayatında geçirdiği ardebe, bu kadının korunmayı haketmediği kanaatini uyandırmış cezayı kesende belli ki. Gerekçe: Hafif haksız tahrik…Yıllarca işkence boyutuna varan dayak ve aşağılanma için verilen karar böyle.

Kısacası yasa koruyor. Nasıl mı? Sınırlarını çizdiği yol boyunca gelenekleri takip edip toplumsal rollerin izini sürerek… Bu yolda kadın için çizilmiş portre şu: daha çok korunmaya muhtaç, şefkati hak etmiş ve iyi huylu olana desteğimiz tamdır…

Peki ya “pabuçlarımı!” der ve korunmayı değil hakkımız olanı istesek?

“Kadınların şefkatle gözetim altında tutulmaya, mutlak otoritenin önyargısına, karşısında ezilip büzülecekleri yasa tasarılarına, tecavüzcülerle evlenecek kaderlere, koca-baba dayağıyla törpülenecek, sonlanacak ömürlere, nereye çekersen oraya gidebilecek kadın ve çocukları koruma-şefkat-törpüleme evi fikri yerine hakları olan sığınma evlerine, danışma merkezlerine  ihtiyaçları var” desek?

“Onca kadının hayatı solmaya devam ediyor -desteklediği sözleşmelerle şu haliyle bile 9 bini bulması gereken sığınma evlerinden ancak 9’una kavuşmuş Türkiye’de…” desek?