18/06/2011
Konuyu yumuşatarak yazmak istedim ama kalemim buna yanaşmadı bu kez.
Bildiğiniz gibi Hopa’dan başlayan ve Türkiye’ye yayılan bir protesto var. Ankara, Hatay, gidiyor… Aynı oranda gözaltına alınmalar ve tutuklamalar da başladı.
Bu protestoyla birlikte bunun bastırılış biçimi, dahası bu bastırma biçiminin halka yansıtılış hali son derece düşündürücü, üzücü.
Seçimler geçsin de görelim dedik. Ancak film yine aynı film! Seçim gecesinden itibaren başlayan bir hareketlenme var bu konuda.
Bir şeyler canınıza tak dedi. İnsanın yaşadığı olumsuzluklardan bıktınız, öğrencilere, kadınlara, cinsiyetler üzerindeki baskıya ve etnik ayrımcılığa isyan ediyorsunuz. çevre sorunlarını önemsiyorsunuz. Kısaca olup bitene muhalif bir yanınız var. Yandınız!
Neden mi? Henüz haberiniz olmayabilir ama hazırlık yapmanızda fayda var, siz yasadışı bir örgüt elemanısınız! Doğru Terörle Mücadele’ye, sonra anlatın bakalım derdinizi.
Bu konuda yapılan açıklamalar da aynı. Halka uygulanan şiddetin doğal bir tepki olarak sunulması baş rollerde.
Meşru gösterilen kurgu temcit pilavı kurgusu olmasına karşın, bu çağda ülke olarak utanıp sıkılmamız gereken bir kurgudur.
Polis protestoculara şiddet uyguluyor ve ardından gelen açıklama şu oluyor: ‘Ama onlar da hak etti!’
Bu nasıl bir cümledir?
Bu cümle neye, kime referans verir, gerçekte kimin için vardır?
Ama bunu böyle böyle yapan şu şu ülkeler de var!
Bu mu ölçü?
Diğer ülkelerdeki şiddetin kolluk güçleri tarafından ‘doğallaştırılmış’ halini mi örnek alacağız? 21. yüzyıldaki hedefimiz bu mu? Bu mu güçlü Türkiye imajımız?
‘Sakıncalı’ bulunan insanlar, sivil toplum örgütleri hırpalanıp dursun, o insanlar gözaltına alınsın, onurları iki paralık edilsin, ardından ‘ama hak ettiler’ densin ve bu sayede genel anlamda milli gururumuzu harekete geçirtecek bir göz teması, bir haklılık kaidesi sağlansın. Sonra o kaide üzerine kurulan milli gurur tam da o fişeklenmiş haliyle desin ki ‘ee kim ki devlete, devlet güçlerine karşı çıkıyor, tüm bunları hak etmiş kardeşim!’
Bu tür şiddete karşı halka gitmek ve yapılanları bu usulde halka şikayet etmek, kısacası insanlara uygulanan şiddeti doğallaştırma taktikleriyle meşru göstermek pek adaletli bir tavır sayılmaz. Hele 21. yüzyılda…
Gelin görün ki bu şiddeti insanlara meşru göstermek, farklı bir kitle ruhu yaratmak için de birebir. Kötülere karşı birleşin eey halkım! Ama içiniz ferah olsun biz sizin yerinize onlara gereken dersi veriyoruz… Hadi beraberce onlara karşı çıkalım!
İyi de kimdir bu kötüler?
Yine halk değil mi?
Yine biz değil miyiz?
Kötüleri iyilerden ayıran ölçü nedir?
Kim niye iyidir, kim niye kötü?
Şirazeden çıkmanın ölçüsü, tasviri, tanımı kimin elindedir?
‘Bunu hak ettiler’ cümlesi ‘gerçekten bunu neden yapıyorlar?’ sorusuyla yer değiştirmediği müddetçe merhamet ve demokrasiden söz etmek mümkün müdür bu ülkede?
***
Bir de duyuru yapalım: PEN Duygu Asena ödülü bu yıl tutuklu yazar Nevin Berktaş’a veriliyor. Berktaş’ı buradan kutluyorum ve özgür kalacağı günü dört gözle bekleyenler arasındayım. ödül töreniyle birlikte bir panel düzenlenecek. ‘Söze özgürlük’ Edebiyat Paneli: ‘Muzır Neşriyatın Muzırlıkları’. İstanbul’da, Pera Müzesi’nde bugün. Saat 14-17 arası.