11/01/2009
9-17 arası mesaisinde çarşı pazar, market alışverişi yapanlar ya emekliler ve ev kadınları oluyor ya da benim gibi işi mesaisizlik olan insanlar.
Biz birbirimizi tanıyoruz. Bakış, duruş, nefes alış; bu reflekslerden biliyoruz birbirimizi. Bu tanışıklığın yaşı da yok aslında, duygusu var. Akşamüstünün kaygılı adımlarının kol gezdiği tıkışık reyonlarda alelacele, gergin mi gergin sepetlere atılan ürünlerin sahipleri değiliz. Raflardaki malların birbirini tamamlayan renklerine, tapalı markaların son kullanım tarihlerindeki esrarengizliğe, Tanrıtanımaz leke sökücülerin çeşitliliğine açığız; dondurulmuş sebzelerin önünde tir tir titreyecek kadar durabilir, çektireceğimiz yarım kilo kıymada tongaya basmamak için et reyonunun önünde nazlı hatıralara dalacak denli uzun anlar geçirebiliriz. Dahası da var: Erteleme özgürlüğümüz mevcuttur. Üstelik her şeyi, her daim.
Elbette bir de Nevin var…Ona birazdan geleceğim. Bizi anlattıktan sonra.
Ne diyordum: Evet biz.
Toleransın ne olduğunu bu saatlerin alışveriş erbabı insanlarından öğrendim desem yalan olmaz. Arada sinirlileri de çıkmıyor değil ama çoğu yüzlerindeki çizgileri inkar etmeyen, o çizgilerle barışık insanlar. Dolayısıyla şu malum sinir ilaçlarının yolcusu denemez bu insanlara pek. Şekerle yüksek tansiyon, müsamahakâr bir depresyonla serinkanlı bir bunaklık arasındaki bir noktada salınan ruhlar oldukları söylenebilir rahatlıkla. Kasanın önüne geldiklerinde ‘sepetimi kasiyerin önüne ilk getiren ben olmalıyım’ takıntısı çok nadir olarak yaşanır bu ekipte. Mesai saatlerinin dışındaki kim kime dum duma alışverişlerde, kasa önünde gözler ileri dikili, eller sepet-kasanın konuşlandığı çelik ve cüzdan arasında sabitlenmiş, nefesler sık sık, vücutlar kaskatı halde zuhur eden ‘yer kapma’ sendromunun esamisi okunmaz burada. An, yerini mutedil bir dalgalanmaya bırakmıştır çoktan. İnsanlar arkalarına döner bakar, o cenaptan tek tük paketli biri geliyorsa sırasını tereddüte yer bırakmaksızın ona verir; bu arada kasiyerin tepesine çullanmış olan sigaralar incelenir, sigara bırakılmışsa ah vah edilir. Ama ne yalan söyleyelim hayat fena gitmemektedir.
Her şey buraya kadar çok iyidir. Yani kasiyer Nevin’e kadar. Nevin size aslında bütün bu hayallerinizin boş bir ümit olduğu yolunda hayatın kirli çıkı torbasından fırlamış bir oyun gibidir. ‘Biz’ ruhunu parçalayan kadın! Başınıza dikilip ödevinizi kolaçan eden sert etüt ablası, hakkınızda tahkikat yapan memur, sizi tahtaya kaldıran nöbetçi öğretmendir. Sol göğsünün üzerindeki etikette Nevin yazar. Bu yüzden Nevin’dir, bu kadar. Ötesi bilinmez, zaten bunu kimse istemez. Ama siz Nevin’in hayatlara kastetmeye meyilli ciddiyetini, iki kaşı arasında oluşmuş olan kanyonun içine düşmeye başlayınca daha iyi anlar ve işin sarpa sarmaya başladığını keşfedersiniz. Bu ciddiyette aksilik, cüret, katılık kol gezer. Bir duvardır Nevin. Bütün ünlem ve soru cümleleriniz çelik kasanın arkasında duran bu güzelce tazeye çarpar ve ışık hızıyla size geri döner. ‘İyi günler, bozuk para vereyim mi, ne kadarmış ne kadarmış’ gibi samimiyeti körükleyecek cilveli sorular Nevin’e vız gelir tırıs gider. O hummalı bir halde işini yapmaktadır. Sarsak müşteriliğiniz sona ererken arkada birikmiş olan ekibe ‘Allaha emanet olun’ selamını verip süklüm püklüm çıkacakken bir anda kan beyninize üşüşür ve günün karşılıklı anlayıştan nasiplenebilecek sorusunu patlatırsınız:
‘Bir sorun mu vardı Nevin Hanım?’
Bu soruyu marketin içinde yaşamış olduğunuz vahanın ufkuna sığınarak ve kendinizden sonra gelecek olanlara bir minnet borçlu olduğunuzu hissettiğiniz için sormuş olabilirsiniz. Belki de bu sorunun 9-17 arası alışveriş insanlarının sessiz mutabakatına sunulacak bir fişek olma ihtimali de yüksektir! En azından sizin müşterek çıkarlardan, ortak hedeflerden, gizil güçlerin birliğinden filan anladığınız budur.
Gelin görün ki kimseden ses çıkmaz. Ah hayat!
O sırada Nevin başını kaldırır ve sarı bukleleri arasından size bakar. Sadece o. O ve bakışı. ‘İşsiz kaldığımda ben de senin gibi romantik takılabilirim Allahın mirasyedi aylağı’ der gibi bir hali vardır.
Orada yıkılırsınız işte. Tekil bir çöküştür bu. Aslında hangi tür çöküşün çoğul bir çöküş olduğunu da hatırlayamazsınız bir türlü. Nevin’in tepkisi bal gibi teninizi incitmiştir. Bu incinmenin ekonomik değil, psikolojik olduğu ise aşikârdır.