Sayılar

 ‘Ormandan ancak ormanın içindeyken, dışını hayal ederek çıkabileceğimi düşündüm.’

Hasan Ali Toptaş, Bin Hüzünlü Haz
Toptaş’ın ifadesiyle kahramanını ve hikayesini arayan bir kurgudur Bin Hüzünlü Haz. Aramanın öyküsüdür. Bulma umudunu içinde barındırarak, peşinden sürüklendiğimiz eşsiz bir anlatıdır. Belki de edebiyatın yaşam için elimize tutuşturduğu en büyük sınav da budur.
Bulma umudu
Bulmaya dair bu umut, sadece düşünmek değil, düşünmenin açacağı kapılardan geçebilme tutkusu ve cesaretidir de. O tutku ve cesaretin beslendiği damarsa insanın hakikatle kurduğu ipek kozasının hikayesidir. O hikayede yalapşap yalanlar duvara vurur ve en savunmasız halimizin mırıltısı kalır geriye. İnsanın kendi olabildiğince duyduğu o sesle birlikte çıktığı yolculuk, bu yüzden eşsizdir işte.
Bulma umudu dediğimiz biraz gerçek biraz gerçeküstü bir arayıştır aslında. Bu kavramı, bugüne, Türkiye’ye taşıdığımızda ise insan gibi yaşamak temelinde odaklanan bir umut kendini gösterir. İnsanca ve bu topraklara özgü bir ahenkle yaşamak, yaşatmak, devam etmek, aramak ve bulma umudunu hiç yitirmemek… Delice bir telaşın peşinde oradan oraya savrulmak yerine, dingin, zamanı duyumsayarak sakinleşebilmek ve o umudun peşi sıra yıllarla yarenlik edebilmek. Kıyaslamaktan kurtulup, bulma umudunun peşinden gitmek. Ve bulmak.
Sayılar, sayılar
Geçen haftaki Maltepe Adalet Mitingi sayıların savaşı haline geldi.
Oysa orada iktidarı, hatta iktidarı destekleyenleri de ilgilendiren, kısacası Türkiye’nin tümünü kapsayan ve nereye gidersek gidelim, hangi kuma kafamızı sokarsak sokalım kaçamayacağımız çok önemli bir gerçeğin altı çizildi ve altı çizilen bu gerçek sayılarla ifade edilemeyecek kadar önde, hakiki ve elzemdi.
 Türkiye’de adalet sorunumuz var.
Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü sorunumuz var.
Var da var.
İş sadece sayılarsa, şu an hepimizin içini titretmesi gereken gerçek bir sayı var. 130. Bu, şu an tutuklu bulunan ve işlerini geri istedikleri için açlık grevine giden iki eğitimcimizin açlık grevi gününün toplamı.
Bu sayı ve bu sayının ifade ettikleri hepimizin düşünmesi gereken üç basamaklı o gerçekte toplanmış durumda. Ötesi ve berisiyle…
 ‘Bulma umudumuz tam da burada nedir?’ sorusu ise ‘ışıktır’ biçiminde kendine özgü bir yer açabilir. Birlikte, ezbersiz, yalansız, korkusuz yaşamaya dair bir ışık.
Nobel edebiyat ödüllü Doris Lessing, insanları yarıştırma toplumundan çıkan beyinlerin (başta edebiyat eleştirmenlerini kasteder) en az o toplum kadar geri olduğunu ifade ederken, sistemin topyekun yanlışlarından bahseder bize. Kıyas toplumunun yarattığı sığlıklardan da. Bu sığlıklardan yaratıcı hiçbir şeyin çıkamayacağını da söyler durur. Haklıdır. Kıyas toplumu kıyaslamaktan öteye gidemeyen, umudun peşinde gitmek yerine ıvır zıvırlarla uğraşan bir toplumdur olsa olsa. Lessing’in ıvır zıvırlardan neyi kastettiğini de tahmin etmek güç değil. Türkiye keşke ıvır zıvır toplumu olmaktan vazgeçse ve sadede gelebilse diyeyim ve şimdilik burada noktalayayım.
Bu arada Maltepe Mitingi, gerçekten başarılıydı. Sayıları katsak da katmasak da.
***
Okay Gönensin’i kaybetmiş olmanın hüznünü taşıyorum. Okay Abi, mekanın cennet olsun.