Sepet sepet yumurta

Yapmış olduğunuz eylem milli birlik ve bütünlük duygularını zedeleyici…

Kaldığı yurttan süresiz uzaklaştırılan bir gencimizin resmi dilden kapı önüne bırakılmasının gerekçeleri, bu ve buna benzer ‘ağır ol molla desinler’ cümleleriyle böyle tanımlanmış.

öyle bir cümle silsilesi ki bunlar, insanı gülmekle ağlamak arasında renksiz, sisler içersinde bir arafta bırakıyor.

İşin elbette ciddi bir boyutu var. Ama bunu milli birlik ve bütünlük çerçevesinde ve bu çerçeveye kast edilen alçakça bir isyan biçiminde okumak yerine ‘neden gençler yumurta atıyor?’ diye yalın bir soru cümlesiyle okumak daha gerçekçi bir başlangıç olmaz mı?

Daha netleştireyim: Neden devlet büyükleri üniversitelere gittiklerinde toplumun genç kesiminden yumurta yiyor? Asıl soru budur. Bu önemli soruyu atlarsak arkasından gelenler elbette otomatiğe bağlanmış ‘vah namussuzlar, vay densizler, aman ne hallere geldik, büyüklere saygı nerelerde kaldı, milli irademiz yerlerde sürünüyor, bütünlüğümüz tehdit altında’ gibi cümleler olacaktır. Kısaca otoritenin kadere veryansın ettiği debdebeli yakınmalar! Altta verilen mesajsa şudur: İtaat edeceksin, saygı duyacaksın, uyacaksın…

Ne tuhaftır ki aslında ülkemizin en büyük sorunlarından biri budur. Genci ve yaşlısıyla fazla itaatkâr olmamız!

öyle bir gençlik düşününüz ki, yıllarca oradan oraya savrulmuş, her gık demesinde en hoyrat biçimde bastırılmış, ardından gelen çaresiz sessizliği ve yorgun sakinliğinden her anlamda yararlanılmış, yok sayılmış, dama taşı gibi oradan oraya oynatılmış olsun… Bu gençlerin yaşlanmış hali içinse bakınız bugünkü hallerimize! İstisnalar elbette olacaktır, yaşasın istisnalar, o ayrı, ama yapılan her protestoyu milli birliğe zarar verme noktasına taşıyan otoritenin de artık kendine bir çeki düzen verme zamanı hasıl olmuş, çuvaldızdan, iğneden vazgeçtik, kürdan filan gibi nesnelerle bu işi sertleşmiş derilerinde denemeleri elzem haline gelmiştir.

Şeklini beğenelim ya da beğenmeyelim bu gençliğin bir derdi var. ‘Onların yerinde olsaydık öyle protesto etmezdik!’ Peki. Ama anlamamız gereken diğer bir husus da onların yerinde olmadığımızdır! Belki yaşlandıkça onlar da bazı şeyleri farklı algılayacaklardır. Ama bunun için seçim yaparak yaşamaları, üstelik bazen yanlış yaparak, deneme yanılma yoluyla yaşamaları esas değil midir? Kusursuzluğu kim bulmuş da merhem olarak kafasına sürmüştür? Diyelim ki sürdü, bunun doğru olduğunu kim iddia edebilir? üstelik Türkiye gibi bir ülkede…

O halde nedir bu sertlik ve hoyratlık? Dilekçeler, pullar, imzalar, soğuk damgalar, çatık kaşlar, sert ve diskur dolu cümleler?

Yoksa şöyle mi desek:

Sepet sepet yumurta

Ey yolcu!

Sadece kendi gençliğini hatırla.