Sesleniş

Geçen gün size bir rüyadan bahsettim. O rüyadaki bir liderin halka seslenişine yer kalmamıştı yazıda. Şimdi ona devam ediyorum. Bu hayali lider bir park açılışına gider ve ezberlerimizi bozacak bir konuşma yapar.

“Değerli halkım,

Bugün burada, kıymetli bir öğretmenimizin anısına kurulmuş olan bu dev parkın açılışındayız. Dere kenarına kurulmuş olan ve bölgenin en yeşil alanı olmayı hedefleyen Metin Lokumcu Parkı’nın bu ilk gününde size toprak reformundan bahsetmeyeceğim. Bu konuda sözümüz sözdür. Söz verilmişse yapılır. Bu bizim gerçek duamız, yaşam ilkemizdir. Eminim ki Metin Lokumcu da buna inanan biriydi. Onu sevgi ve saygıyla anıyorum.

Madem burayı bir öğretmenin adıyla anıyoruz ben de bugün bu parkta size bir yazardan bahsedeyim. Adı Sevim Burak. Hiç okudunuz mu Sevim Burak’ı? Geçtiğimiz gün İrlanda’da, Dublin’de, dünya edebiyatına önemli adlar kazandırmış olan Trinity üniversitesi’nde anıldı. Vakti zamanında anlaşılmamış, değeri bilinmemiş bir yazarımızdı. Esasen bir dahiydi. Zamanının öncesinde yaşamış bir dahi. Kolay okunmazdı. Şimdi de kolay okunduğu söylenemez. Ama edebiyat böyle bir şeydir. Dili katmanlaştıran, düşünceyi soyutlaştıran, bu surette çoğulluğu üreten bir şey. Okumadıysanız, okumayı deneyiniz Sevim Burak’ı. Zenginleştiğinizi göreceksiniz. Yanık Saraylar’ı, Palyaço Ruşen’i, Afrika Dansı’nı, Sahibinin Sesi’ni, Everest My Lord’u… Yazınımızın çok özel, avangart kalemlerinden Sevim Burak’ı okumak… çünkü kitap bir lüks değildir. Yaşam gibi bir şeydir. Şöyle diyebilirim kitap için. Bir nardır kitap, kutsaldır. Topraklarımızda unutmaya yüz tutulan kıymetlerin çok katmanlılığı gibidir. Deneyiniz, anlayacaksınız bu dediklerimi. Sevgili halkım. Bakın bugün Sevim Burak, İrlanda’da İrlanda halkıyla buluştu. Büyük övgüler aldı. Bu bizim gerçek gururumuzdur. Bir ülkenin gururu, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi sadece ekonomik değerlerle ölçülmez. Bu bir aldanmadır. Elbette aç kalmayacağız. Ama unutmayınız bu aşamadan sonrası farklıdır. Bir ülkeyi ülke yapan kültürü, bilimi ve sanatıdır. Bizlere kin gütmemeyi, yaşamın ne olduğunu ve çoğulluğu hatırlatır onlar. Ki bu sayede insanın ne olduğunu, yaşamın ruhunu keşfedebiriz. Herkes aynı şeyi düşünmez, düşünemez. çünkü her insan ayrı bir gezegendir. Bize bunu anlatır sanat ve bilim. Yaşama, yaşayan her şeye saygı duymamızı. Şimdi size kürsüden seslenmeyi bırakıyorum. Aranıza karşıyorum ve birlikte parkta uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz. ”

 

***

Bu satırları yazarken aklımda 2010 İnsan Hakları raporu vardı. Sayıların ışığında oluşturulan bu raporda yaşam hakkı ihlâlleri, düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne getiren kısıtlamalar tavan yapmış durumda. Mahpus hakları, mülteci ve sığınmacı hakları, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları çok ama çok sorunlu. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi özellikle Kürt sorunu demokratik anlamda çözüme kavuşmadan şimdi ve yakın gelecekte insan hakları raporlarının düzelmesi mümkün değil. Bütün bu ihlâller Türkiye’de hâlâ insan hakları bağlamında yolumuzun uzun ve çetrefil olduğunu gösteriyor.