30/04/2011
Ankara’da soruşturmayı yürüten savcının üç gün önce sınavın
iptal edilip edilmeyeceği sorusuna verdiği yanıtı hayal
meyal hatırladım: ‘Kamuoyu bekliyor ama Deli Dumrul
değiliz. İşimiz gücümüz bu zaten. Soruşturma sürüyor.
Bitene kadar da kamuoyu bekleyecek.’
Tam da o sırada Bilgin Saydam’ın ‘Deli Dumrul’un Bilinci’
adlı kitabını okuyordum. Bu yüzden savcının yaptığı
açıklamaya otomatiğe bağlanmış gibi ‘keşke Deli Dumrul
kadar olabilsek’ diyesim geldi.
Deli Dumrul’un hikayesi bir geçiş sürecinin hikayesidir.
Geçmişin bize sunduğu önemli ipuçlarından biri. Şamanistik,
anacıl, doğa yanlısı bir boyun, babacıl tek tanrılı bir
dinle, İslam’la karşılaşması ve sonucunda gelecek çatışmaya
yer yer göğüs germesi, yer yer havlu atması. çok tanrılı
dinlerden tek tanrılı dinlere geçişteki açmaz aynı zamanda
yüzyıllara yayılacak gerginlik ve coşkunun da müjdecisidir.
Türklerin çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dine kayışının
destanıdır Deli Dumrul ve bu nedenle hepimizin öyküsüdür.
Bir efsanedir belki, ama evrensel köklerimize inebilmemiz
açısından da önemlidir. Başka bir açıdan bakıldığında dile
getirilememiş bir pişmanlığın öyküsüdür.
Eğer bizim Dumrul Azrail’e karşı bir zafer elde edebilseydi
ya da Azrail canını almaya geldiğinde pişmanlığını
üstlenebilseydi, öykünün sonu tamamen farklı olabilirdi.
Kısacası eski köklerindeki gibi ölümü göze alabilse, yani
ölümden, yenilmekten korkmasa, belki yeniden doğabilir ve
cesaretiyle herkese örnek olabilirdi. Yeni bir bilinçle,
yeniden doğabilirdi evet. Ama böyle yapmadı Deli Dumrul.
Sıradan hayatı ve hayatla temsil edilen ‘böyle gelmiş
böyle gider’i seçti.
Ne tuhaf… Bu denklem bana bugünümüzü hatırlatmaya devam
ediyor… ‘Böyle gelmiş böyle gider’i değiştirmenin binbir
yolu var. Ama bazen tıkanıp kalıyoruz. üstelik bu tıkanıp
kalış Azrail’e karşı sıradan bir ölümsüzlüğü kazanmakla,
Marmara’yı delmekle, seçim sonuçları ile geçeceğe de
benzemiyor. Başka bir şeyler eksik ya da tam tersi bir
şeyler çok fazla.
Aklımda tüm bunlar, Paşabahçe’ye uğrayıp bir tepsi
alıyorum. Aldığınız her ürüne ‘Hayat en güzel hediye’ diye
bir çıkartma yapıştırıyorlar. İyi fikir! Kasanın önündeki
müşteri, kadın kasiyerin önündeki çıkartma yığınını
gösterip ‘Bir tane yetmez birkaç tane daha alın’ diyor.
Kendisi öyle yapmış. Demek ikimizde de aynı ruh hali
mevcuttu o sıra! Hayata inanma ihtiyacı adına bir şifre…
Açık açık müşteri kadın bana bu konuda kopya veriyor.
Düşünüyorum da ortada bir şifre varsa kopya da var demektir!
Şifre varsa kopya da var…
Savcılığın YGS sınavını incelemesinin sonunda
yaptığı ‘şifre var, kopya yok’ şeklindeki açıklamasından
ise çok sonra haberim oluyor.