30/01/2012
Türk ve çin hükümetlerini protesto ediyorum.’ Paul Auster (Dünyadaki tutuklu gazeteciler konusunda birbiriyle yarışan iki ülkenin durumuna dair ünlü Amerikalı yazarın söylediği bir cümle bu. Teşekkürler Paul Auster.)
***
Yazıya iliştirdiğim başlık Paul Auster’in söylediklerine, kısacası ülke ülke, hükümetlerin gözü dönmüş hoyrat politikaları yüzünden dünyanın kocaman bir cezaevine dönüştürülme gerçeğine çok uygun düşüyor. üstelik bu işte ABD’nin başı çektiğini de yakın zamanlarda olup bitenlerden biliyoruz!
Ancak bu başlık altında bugün sizlerle ‘umut veren’ bir projeyi paylaşacağım. Başak Kültür Sanat Vakfı ve çAçADER (çocuklar Aynı çatı Altında Derneği) ortaklığında gerçekleşen çocuklar ve gençlerle ilgili bir göç projesi bu. Projenin kabul edilmesinden önce Başak Kültür ve Sanat Vakfı 2003 yılından beri zorunlu göçle İstanbul Kayışdağı’na gelen çocuklarla çalışıyor, çAçADER ise benzeri bir çalışmayı Diyarbakır’a çevre köy ve kasabalardan göç eden çocuklarla sürdürüyormuş. Projenin hayata geçmesiyle birlikte bu çalışmalar ortak bir kaba boşalmaya başlamış ve 12-18 yaş arası 108 çocukla bir anket çalışması gerçekleştirilmiş.
Bu anket sonucundan çıkanlar Diyarbakır ve İstanbul olarak ayrı ayrı değerlendirilmiş. Adalet, suç ve şiddet kavramlarına çocukların nasıl baktığı irdelenmiş. Projenin bellibaşlı amaçlarından olan, çocukları suça iten nedenlerin ne olduğu, suçu önleyici ne gibi önlemler alınması gerektiği ve bu önlemlerin kimler tarafından, nasıl alınırsa etkili olabileceği sorularına yanıtlar aranmış. çocukların beklentileri ise esas alınmış!
Bölgeler arasındaki farklılıkların başında şiddet kavramı geliyor. İstanbul’da yaşayan zorunlu göç mağduru çocuklara göre şiddet erkeğin elinde. Buradaki çocuklar aileiçi şiddetin yoğunluğuna dair yanıtlar vermişler. Oysa Diyarbakır’daki çocukların işaret ettiği şiddet çok daha genel ve ev dışına yönelik bir şiddet. Diyarbakır’daki çocukların şiddetin önlenebilirliği noktasında verdikleri yanıt şu: ‘Evet şiddet önlenebilir.’
çok az bir kısmı ise ‘Hayır önlenemez’ diyor. çocuklar, insanların birbirleriyle konuşması, birbirlerini dinlemesi, aralarındaki iletişimin artması, empatinin gelişmesi, eğitimin yaygınlaşması, insanların birbirini sevmesi, iyi davranması ile şiddetin azalacağını düşünüyorlar. Dahası eşit haklara, olanaklara ve şartlara sahip insanların birbirlerini dinleyerek oluşturacakları bir toplumun daha yaşanılır bir toplum olacağına inanıyorlar. Bu da hiç kuşku yok ki suçun daha az ‘arandığı’ demokratik bir toplum hayali demek!
Anket çalışmasında görüşmecilerin ‘suç’ kavramından ne anladıkları, bunu nasıl tanımladıkları önemli bir yer tutuyor. Bu soruya İstanbul’daki çocuklar ‘öldürmek, katil olmak, yaralamak, haksız yere iftira atmak, kadına karşı şiddet, yasalara uymamak, kanunu çiğneme, hırsızlık, uyuşturucu kullanmak, her türlü kötülük, güçlünün güçsüze zor kullanması, dengeyi bozan her şey, başkalarına çıkarları için zarar vermek, kavga, insanın başkasına zarar vermesi, kötülük, kural dışı her şey, yapılmaması gereken her şey, çaresizlik’ gibi cevaplar vermişler. ‘İftira atmak, güçlünün güçsüze zor kullanması, dengeyi bozan her şey’ gibi dikkat çekici yorumlar da yapmışlar. Suçun önlenmesine ilişkin verilen cevaplarda ise adalet, eşitlik, insana destek olacak kurumların olması gerektiğine parmak basılmış. Bunlara ek olarak yardımseverlik, nefretin azalması ve anadil serbestliği başı çekiyor.
Projenin koordinatörü Sibel Erduman Diyarbakır ve İstanbul’da eşzamanlı yürütülen bu projede, çocuklar tarafından çekilmiş ‘suç’ temalı fotoğraflardan oluşan bir serginin 1-4 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Tütün Deposu’nda sergileneceğini belirtiyor.
İğne çuvaldız ilişkisini fark edebilmek için ideal bir sergi… Ya da sadece çocukların gözlerinden suçun ne olabileceğini görmek için.