19/11/2011
İstanbul Bilgi üniversitesi Yayınları’ndan yeni bir kitap çıktı: “Ailenin Korunmasına Dair Kanun Kimi ve Neyi Koruyor? Hakim, Savcı ve Avukat Anlatıları.”
Geçtiğimiz günlerde Sevinç Eryılmaz, Gökçeçiçek Ayata ve Seda Kalem’in imzalarıyla çıkan bu kitabın bulguları basına ve kamuoyuna sunuldu. İstanbul Bilgi üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadına Yönelik Ayrımcılık ve Şiddetin önlenmesi çalışma Grubu tarafından gerçekleştirilen bu önemli çalışma, aile mahkemesi hakimlerinin, savcıların ve avukatların 4320 Sayılı Kanunu nasıl algılayıp uyguladıklarını gözler önüne seren ortak bir ürün. Zamanlamasıysa son derece yerinde! Bildiğiniz gibi bu kanunla ilgili yeni yasal düzenlemeler söz konusu. Bu açıdan çalışma yeni yasanın içeriğinin ve uygulanmasının nasıl olacağı yönünde aydınlatıcı ipuçlarına sahip.
1998 yılında yürürlüğe giren tartışmalı bir kanun 4320. Ailenin korunmasına dair bu tek sayfalık kanun 2007 yılında yeniden düzenlendi ancak uygulamalardaki farklılıklardan ötürü hep sorun yarattı, tartışmalara yol açtı.
İstanbul’da görev yapan 20 aile mahkemesi, 20 cumhuriyet savcısı ve 20 avukatla yüz yüze yapılan mülakatlar sonucunda ortaya çıkan kitaptaki anlam ve veriler, 4320’nin yıllardır neden tartışmalı ve pürüzlü bir kanun olduğunu da ortaya çıkartmış durumda. Başlıcalarını sayalım: Kanunun farklı yorumlanması ve farklı uygulanması; uzmanlığın yetersizliği; kanunun amacı, etkisi ve uygulamada yaşanan güçlükler; delil sorunu; altyapı yetersizliği; toplumsal yapının farklılığı, tedbir türlerine dair sorunlar, tedbir nafakası ve adli yardım konusundaki karışıklıklar…
Araştırmacılar, bu konuda görüşlerine başvurulan ‘uygulayıcılar’, yani hakim, savcı ve avukatların şiddeti, fiziksel şiddeti, özellikle aile içi şiddetini tanımlama noktasında farklı görüşlere sahip olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla “şiddet nedir?” sorusuna getirilecek olan tanım en can alıcı hususlardan birini teşkil ediyor kanunun yeniden düzenlenmesinde. Ardından kanun aileyi mi, yoksa kadını mı korumalıdır sorusu geliyor çünkü özneler farklılaşınca verilen kararlar da kaçınılmaz olarak tutarlı olmuyor. “Kime eş ve aile denir?” kısaca “Aile tanımı?” nedir sorusu da hemen ardından düşünülmesi gereken önemli sorulardan biri elbette. Kısaca olaylara ve kararlara uygulayıcıların merceğinden bakmak 4320’nin ne tür düşünce ve yorumlarla hayata geçirildiğini, tıkanmaların nerede oluştuğunu görmek açısından da önemli. Bu arada kanunun halk, özellikle de kadınlar tarafından bilinmemesi de ayrı bir nokta. Kimisi bilse bile korktuğu için, üzerindeki baskılar yüzünden kanundan yararlanamıyor. Türkiye genelinde, kanuna ilişkin olarak 2007 yılından bu yana toplam 82.197 başvuru yapılmış. Oysa şiddet gören kadın sayısı bu rakamın çok üzerinde. Buradan çıkan sonuçsa belli: Kanunun işlevselleştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyor!
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in de konuşmacı olarak katıldığı ve hazırlanan yeni kanun tasarısını paylaştığı panelde avukat Habibe Yılmaz Kayar, hazırlanan taslağı değerlendirirken kadın örgütlerinin yeni düzenlemeye ilişkin görüşlerini aktardı. Yılmaz, örgütlerin hazırladığı metne ilişkin ayrıntıları aktarırken İstanbul Sözleşmesi’ne referans verdi ve Sözleşme’nin önemine vurgu yaptı. Ayrımcılık yasağına uluslararası standartlar getirilmesinden, mağdurun gizliliğinin korunmasına, ülke çapında kesintisiz çalışan bir telefonla yardım hattı kurulmasından şiddet suçu mağdurlarına devlet tarafından tazminat ödenmesine kadar birçok önemli hususun altını çizdi. Yılmaz, şiddetle ilgili cezalarda kültür, örf, adet, gelenek veya namus gerekçelerinin kabul edilemez ve tahrik indirimine neden olamayacağını belirtirken, STK’ların davalara ‘müdahil’ olmasının önemine de ayrıca vurgu yaptı.
Sanırım şu ara hepimizin ihtiyacı olan zaman, sabır ve akılcı politikalar. Aşikâr ki ortada müthiş bir emek var. Bu emeğe sadece kadınlar olarak değil bir toplum olarak sahip çıkabilirsek ‘kadınların şiddet görmediği bir ülke’ hayali bir ütopya olmaktan çıkacak. Avukat Habibe Yılmaz Kayar’ın da dediği gibi: “ümitsiz bir son yerine sonsuz bir ümit için.”
***
Erciş’ten bir sağlık görevlisi bize sesleniyor, ben de sesimi onunkine katıp ilgililere sesleniyorum: “Tuvaletler yetersiz, çadırkentlerde sular donduğu için banyo yapılamıyor. 20 gündür banyo yapamayanlar var. Temizlik büyük bir sorun halini almış durumda ve bu sorun acilen çözümlenemezse salgın hastalıklar başlayacak.”