11/07/2011
Yeni kabine açıklandı. 24 erkek ve tek bir kadından oluşan bir kabine! Ne kadar güzel… Meclis’te karar mekanizmalarına eşlik eden erkek sese, o sesten yayılan hoyratlığa kaldığımız yerden devam edeceğiz demek ki. Ama zamanın ruhuna uygun şiarımız neydi, tekrar hatırlayalım: Büyüklerimiz bilir! Demek ki onlar böyle uygun gördüler.
Yine de birkaç hususu dile getirelim ve daha sonra sahneyi büyüklerimizin derin kararlarına terk edelim.
Gelin tek kadın bakanımıza bakalım. Fatma Şahin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan sorumlu olacak. Bu bakanlığın adı değişti, biliyorsunuz. ‘Adı değişti efendim abartmayın, öküz altında buzağı aramayın’ diyebilir ya büyüklerimiz yine de bir parantez açalım burada. Zira yeni bakanlığın odaklandığı nokta kadının birey olarak yaşadığı ya da yaşayamadığı deneyimler olmayacak. Ne mi olacak dersiniz? Kadının, yeri ve rolüyle aile merkezli politikalar üzerinden değerlendirileceği bir makam olacak orası. ‘Ee, bunda ne var?’ diyebilir büyüklerimiz. O zaman ben de, birçoğumuz gibi, şu an Türkiye’de yaşanmakta olan ‘aile cinayetlerine’ referans vermek durumunda kalacağım. örneğin diyeceğim ki ‘Ayşe Paşalı’yı kim öldürdü?’ Ardından soruma devam edeceğim: ‘Eski karısının üzerine benzin döken ve sonra onu yakan kimdi?’ Ya da gazetelerin üçüncü sayfalarından bir düğün fotoğrafındaki umutla ya da güzel bir günde çekilmiş olan bir vesilalıktaki gülümsemeyle, bakışlarını bize çevirmiş o talihsiz kadınlar, Türkiye’nin dört bir tarafından ölüm haberleri yağan o kadınlar kim o zaman? Bu kadınların katilleri, kocaları! Elbette savcılığın bu konudaki umarsızlığını, sorumsuzluğunu, ilgisizliğini düşündüğümüzde bu katliama hukukun da karıştığını teslim etmek durumundayız.
Yeni bakanlığımızın ‘aile ve sosyal politikalar’ başlığında neyi hedeflediğini gerçekten merak ediyorum. Bu başlığın altını nasıl dolduracağını. Nasıl broşürler hazırlayacağını ve onları tantanalı bir biçimde halka nasıl dağıtacağını. Bu bakanlığımızın ülkemizdeki kadın sorununu kadınların birey olabilmesi üzerinden değil ailedeki yeri üzerinden çözmeye çalışması neyi değiştirecek dersiniz?
Ben size naçizane fikrimi söyleyeyim: Hiçbir şeyi!
çünkü sorunu, ona neden olan aygıtları öne çıkararak çözemezsiniz. Hele o aygıtlarda gerçek bir dönüşümü hedeflemiyorsanız! Savcıların bakış açısını değiştirebilecek misiniz, örneğin? Ya da eşine uyguladığı şiddeti makul bir yaşam biçimi gören kocaları? Kısacası toplumdaki ataerkilliği dönüştürebilecek misiniz? Dönüştürmekten vazgeçtim, hafifletebilecek misiniz? örneğin aile içinde şiddet gören bir kadına ‘aile kutsaldır, yuvayı dişi kuş yapar, hadi bakalım kocana itaat et, mutluluğu orada bulacaksın, bu arada mümkünse üç çocuk yap, hem cennet anaların ayakları altındadır’ demeye devam mı edeceksiniz? O bulanık cenneti bulacağım diye kadınların çoğunun depresyona girmesine, sinir haplarıyla dolu mutfak raflarından ibaret bir dünyaya kendi kendilerini tıkmalarına göz mü yumacaksınız? Tabii ki bunu kendileri bizzat tercih eden kadınlar olabilir. Ama tercih hakkı çok önemli bir vatandaşlık hakkıdır. Bu hakkı ülkedeki şiddet mağduru kadınlara verebilecek midir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?
Sorun, sorunu öne çıkararak çözülür. Bu ülkede kadın sorunu, kadınların insan yerine konulmama sorunu vardır. O zaman adını koymak gerekir. Tali yollara saparsanız hep tali yollarda kalırsınız. Belki de istenen budur! Olansa kadınlara olur. Kadınlara ve herkese.