Terör haberleri nasıl verilmeli?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bu konuda medya yöneticileriyle bir buluşma gerçekleştirecek ve bu tür haberlerin nasıl yapılması gerektiğini tartışacakmış. Tuhaf bir durum! Eski günleri çağrıştırıyor. Ama ben nedense umutluyum! Sayın Arınç’ın şu sözleri sarf etmesini hayal ediyorum bu toplantıda:

‘Değerli arkadaşlar,

Size yaptığınız haberler konusunda uyarıda bulunmak olarak algılamayın bu buluşmayı lütfen. Medya kuruluşları olarak basın özgürlüğünün ne olduğunu sizlere anlatacak değilim. Basın özgürlüğüne inanıyorsak bu sizlerin oluşturacağı bir çatıdır, bizlerin değil. Bu toplantıya önyargılı bir biçimde gelmiş olan arkadaşlarımız olabilir. Bunu kafanızdan atın. Eski günlerde değiliz. Kimse kimseye hiçbir şey dikte ettirmemeli. Demokrasi anlayışı budur.

Değerli arkadaşlar,

Bugün burada bulunmamızın nedeni basın organlarındaki tek yanlı haberlerle ilgili. Verdiğiniz haberler, değerli arkadaşlar, bunu söylemekte zorlanıyorum ama, işin insani boyutuna dokunmayan haberler. ülkemizdeki gerilimi artıran ve düşmanlığı pekiştiren haberler. Basının bu pekiştirmeye alet olmaması gerekiyor. Sizlerden, aynı zamanda bir hükümet sözcüsü olarak istediğim, bu ülkede basının özgürlüğünü ve bu özgürlükten beslenecek işlevselliğini hayata geçirmenizdir. Kendi sesinizi bulmanız ve özlemini çektiğimiz kamuoyunu yaratma konusundaki işlevselliğinizdir. Bizler devletin sözcüsü bir basın istemiyoruz. O zaman devletin sesi haline gelmekten öte bir işlevi kalmaz basının. Kukla basınla hiçbir yere varılamaz. Bunun içinse izlenecek yöntem ortada. İnsanları taraf olmaya zorlamayın. Yaşam taraflılık değil, çoğulluktur. Ancak bu çoğulluk içersinde gerçeği sezdirebilirsiniz okurlarınıza. Ve gerçeğin değeri paha biçilmezdir. Biliyorum aranızda korkanlar var. Korkmayınız. Bizim sizlerden beklentilerimiz korku ile yaratılacak alanlar değil, yansız gerçeğin kamuoyuna sunulması. Ancak özgür bir basınla ülke olarak ayakta durabileceğimizi biliyoruz çünkü. Hatırlıyoruz: Geçmiş bunun olumsuz örnekleriyle dolu. İktidara gelenin kendi iktidar alanlarını yaratması yanılgısılarıyla dolu. Bu anlamda basın sansürlendiğinde nefes almıyoruz demektir. Sansür ya da otosansür, ikisi de aynıdır. İkisi de çok tehlikelidir. Peki basın nasıl özgürleşebilir, bu boyuta nasıl gelinir? Bir kere basının ırkçı dilden, linç politikalarından ayrılması gerekiyor. Barış dilinde ısrarcı olmak şart. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi savaş insanın temel güdülerinden biriyken barış hergün kafa patlatılması ve yeniden, bıkıp usanmadan inşa edilmesi gereken bir kavramdır. Sizleri buraya çağırmamın nedeni bu dilin hayata geçmesi konusunda seferber olmanızdır. Günümüzde bunu ancak ve ancak medya sağlayabilir. Lütfen barış diline inanınız, buna kafa patlatınız ve mesajlarınızı bu doğrultuda veriniz. Bizler mi? Bakarsınız, sayenizde bizler de bu zor ve kibirsiz dili kullanmayı öğreniriz bir gün.’