Terörle Terörsüzlük

Usame Bin Ladin’in öldürülmesinin ardından yazılan yazıların çoğu bir terörist için ne yazılabilecekse oydu. özetle terörü lanetliyorduk. Bundan daha insanca hiçbir şey olamaz! Hele ülkemizdeki İngiltere Başkonsolosluğu’na, HSBC bankasına ve iki sinagoga yapılan saldırıların ardından kurbanların yakınlarının, bizzat bu katliama tanık olmuş olanların sesindeki hakikat düşünüldüğünde. Acının zehir zemberek gerçek dili. Aynı dili 2005 yılında şans eseri 11 Eylül’ü anan Amerikalılar ile birlikte o derin kuyunun başında, ikiz kulelerin serapsız derin çölünde, yasın ne olduğunu anlamaya çalıştığım sırada da görmüştüm. önümde ağlayan ABD’li subay acının bütün güçlü duygularda olduğu gibi tek dili olduğunu bir kez daha hatırlatmıştı bana.

Sonra yazdım da bunu. Filistinli çocukların cesedini babaları gökyüzüne kaldırmadan önceydi diye. Acının tarifsizliği zaman, mekan, ana, baba tanımaz diye. Acının ortak dili bu kadar keskinken hâlâ savaşların devam ediyor oluşu ise çağımızın başka bir ortak yanını düşündürtmüştü bana. Hayır, hayır kötülük filan değil. Asla bu kadar katışıksız bir his değil. Sadece savaşı, stratejileri ve belki de borsada oynayıp duran kâr hanelerini ve derken küreselleşmeyi hatırlayıvermiştim. Ne tuhaf, bu silsile içinde her şey vardı ama acının gerçek hali yoktu. ‘Savaş kötüdür’ gibisinden cümlelerin doğru dürüst hiçbir insanı ve insana özgü hiçbir acıyı nitelemediğine inanır hale gelmiştim. Bugün hâlâ aynı şeyi düşünüyorum. Bin Ladin dünyayı terk etmiş olsa da olmasa da.

Küreselleşmenin terörizmle kurduğu denklemi yasa koyucular vicdanlarıyla düşünmeye başlamadan dünya huzura kavuşmayacak. üzgünüm, yaşam koçu vb. olmak dururken yazar olmak gibi gaflete düşmüşüm ve bu yüzden diyorum ki terör ve savaş konusunda gördüğüm tek şey boş bir bardak. Yaşam koçlarından çok şey öğrendim, o ayrı. Ama dünyadaki bu kargaşayı ‘bu da gelir bu da geçer’ diye izlemek yapıma uymuyor. Şiddetin şiddeti doğurduğuna her daim tanık olduk ve bu gidişle de olmaya devam edeceğiz. çağımızdaki şiddet bir araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmişken, böyle. İktidarla yer değiştirmişken, böyle. Biricik otorite olmuşken, böyle. Kuvvet halinde seyrederken, böyle. Bush-Ladin denklemi Osama (Usame)-Obama denklemiyle çözüldü. Mü?

Peki neo-conların, yani yeni muhafazakârların dünyaya saçtığı tohumlar da toprağın dibini boylayacak mı? ABD’nin Irak’a yaptıklarını unutabilecek miyiz? Küreselleşme yalanının dünya üzerindeki adaletsizliği gizleyen kaypak yüzünü? İslamofobinin dünyadaki izlerini, sırtımızdaki ağır bedellerini? Filistinli çocukları? Masumları? Bizden çalınan hakikati? Nedenlerin sonuçları doğurduğunu? Bir sürü soru işte… Hatırlamamıza izin yok ki unutalım teması etrafında dönen bir sürü soru.