08/09/2011
Bazen tesadüfler yan yana gelir. Kıbrıs’ta Işık Kitabevi’nin 24 yıldır gerçekleştirdiği kitap fuarına denk düşen bir zamanda tanıştığım bir kadın bana kısaca yaşamını anlatıyor. “İlk kocam” diyor “bana çok şey öğretti ama en çok kendime güvenmemeyi!” “çocuklu bir kadınsın, bundan sonra elin kolun bağlı hiçbir şey yapamazsın diyerek beni sıfırlamaya çalıştı.” Sonrası kendisinin bile kendisine şaşırdığı bir güçle gerçekleşmiş. Yaşamının bütün akışını değiştirmiş. “Her şeyi yapmayı yeniden öğrendim. Ondan boşandım, kendimden de! Bir işe girdim ve yıllar içinde yönetici pozisyonuna geldim.”
Karşımdaki genç kadının gür, darmadağınık saçları ondaki gizil, latan gücü ele veriyor. Kıbrıs’ın bakır rengi Eylül ikindisinde bir ana fikir gibi duruyor o saçlar ve fısıldayarak rüzgara karışıyorlar: “İnsan isterse her şeyi değiştirebilir.”
Bu eski adanın kavruk rüyalarındaki ana fikir de bu aslında. İşin esası, birçoğumuzun da ana fikri. Ama nedense yaşamlarımıza kurduğumuz olay örgüleri bu isteği bizzat öldüren cinsten: “Yapamam, edemem, alem neder, şu bu…”
“öyle bir değiştirdim ki yaşamımı film olur film” diyor karşımdaki kadın. “Liseye bile gidememiş biriyim ben ama kendime inandım.”
Bu sözler bana tam da bu yolculuk için yanıma aldığım kitaplardan birinde yazanları anımsatıyor. Dedim ya tesadüfler… “Feminizm Kendi Arasında.” Aksu Bora’nın Ayizi Kitap’tan çıkan yeni kitabı. Kitap, Aksu’nun daha önce çıkan dergi ve gazete yazılarından oluşan yaşamla barışık bir seçki. Son yıllarda ülkemizdeki “feminizm”in izlediği yolların ipuçlarını bulabileceğiniz birçok konuya parmak basıyor bu yazılar. Ancak ben en çok kitaba adını veren ve 1990’ların sonunda kaleme alınmış yazıyı sevdim. Orada feminizmi birtakım kategoriler üzerinden bizimle paylaşıyor yazar. Bunların başlıklarının bir kısmı ise şöyle: Küskün feminizm, kırgın feminizm, yorgun feminizm, asabi feminizm, yerli feminizm, kolejli kız feminizmi, vazifeli personel feminizmi, ruhen feminizm… Aksu 90’lı yıllarda yazdığı ama daha hiç basılmamış, buna karşın feministler arasında epey dolaşan bu yazı için bir not düşmüş. Diyor ki “Aradan geçen zamanda bazı kategorilerin anlamını kaybettiğini, yeni kategorilerin oluşturulması gerektiğini gördüm… Bugün daha çeşitlenmiş yepyeni bir sınıflama yapılabilirdi! Tapınak rahibeleri, ‘içinde ben yoksam o feminizm değildir’ciler, diplomatlar, klavye eylemcileri.”
Bu yaratıcı kategorilerin içinde en çok “Latan Feminizm”in ilgimi çektiğini söylemek durumundayım. Aksu’nun “Kendinde Feminizm” dediği ve “Objektif koşulları olgunlaşmış ama subjektif koşullarda yaya kalmış kadınları içeren en geniş feminizm türüdür. Latan feminizmin harekete geçmesi, dünyayı fena sallayacaktır” diye açıkladığı feminizm. Şu feminizm sözcüğünden korkan, kaçan ama yaşamlarında devrimler yapan kadınlar. Hatta onlara yakın olan erkekler de. Onlarla tümden değişebilecek bir dünya. İlkokul mezunları, bir sürü çocuk sahibi olmuş kadınlar, sessiz ve sakin bir biçimde yaşamı gözleyenler, sade bir biçimde güne takılanlar, hiç uzun konuşmamış olanlar, büyük sözcüklerle savaşmayanlar, Kıbrıs güneşine kendileri olarak bakabilenler… Onlar işte. Onlar kendilerini biliyor.