07/01/2012
8 kardeşi olan Kezban diyor ki: ‘Ben en çok moru severim.’
Nazlı ise pembe rengi seviyor. Rengi yüzüne vuran pespembe bir bluz giymiş.
10 yaşında ve 6 kardeş olan Meryem’in en büyük dileği, yatarken kardeşinin yorganı üzerinden çekip almaması.
Sıcak bir yer, yatak, ev özlediklerini söylüyorlar. Eğitimlerine kaldıkları yerden devam etmeyi istiyorlar.
Bir filmin sahnesinde geçen cümleler bunlar. Aralık ayında sinemacı gönüllüleri ağırlayan Halkevleri Van çocuk Evi anlamlı bir projeye imza atmış. Sinema eleştirmeni Elif Ergezen’in yürüttüğü film atölyesinin tezgâhından vicdanlarımıza usulca seslenen bir çalışma çıkmış.
Filmin çekildiği iki günlük sürede (16-18 Aralık 2011) Van’da okullar henüz açılmamıştı.Vanlı çocukların yazdığı, yönettiği ve oynadığı 12 dakikalık bu filmin adı ‘Hangi İnsan Hakları?’ Gerçekten hangi insan hakları diye düşünüyorsunuz onlar karşınızda ‘oynarken’. ülkemizdeki insan haklarının içler acısı durumunu düşünürken. Daha da beteri çocuk haklarını!
Dışardan bakıldığında merhametli bir toplum Türkiye. Ancak nedense çocuklarını hor görmeyi de seven bir ülke. Merhameti bilirken sevgiyi de bilmek önemli galiba. Belki tam da bu yüzden bu merhamet hoyratça hayata geçiyor ülkemizde. Dolayısıyla onlar için dişe dokunur işler yapanların sayısı çok fazla değil.
Evet filmin adı ‘Hangi İnsan Hakları?’
Van’dakilere depremi yakıştıranların mangalda kül bırakmayan laflarını hatırlayalım mı yeniden?
Hangi insan hakları?
Filmde çocuklar gülüyor. Siz de gülmeye başlıyorsunuz onlarla.
İşin en güzel ve çarpıcı yanı, bu önemli soruyu ‘ben ciddi şeyler düşünüyorum o halde çok ciddi biriyim’ edasıyla sormamış olmaları. O kadar içtenler ve o kadar içindeler ki olup bitenlerin, söyledikleri her şey, kahkahaları ve şakalaşmaları zaten yaşamı yeterince ciddiye aldıklarını kanıtlıyor. Bir kez daha anlıyorsunuz ki büyük ve köşeli laflar ederek olaylara daha çok vakıf olduğunuzu sanabilirsiniz (sanmaya da devam edebilirsiniz) ama işin aslı öyle değil. çocuklar çok içten. üstelik o içtenliğe abanarak değil bir tüy gibi yaslanıyorlar. Bu içtenlikle kahkahalara sarılıp hayata devam edebildiğimizde zaten yeterince ‘ciddi’ olabileceğimizi hatırlatıyorlar bizlere!
Kısaca bu çocukların kahkahalarındaki ciddiyetlerine hayran kaldım. Bürokrasiyle inceden inceye dalga geçmelerine, çocukluklarındaki esası oluşturan oyunla en zor koşulları aşabilmelerindeki esnekliğe, bulundukları durumun farkındayken bile sarf edebildikleri nükteli sözlere.
6 bölümden oluşan filmin son bölümü ‘Oyun’ adını taşıyor. Oyun ‘oyun parkı’nda oynayan çocukların arasına karışan bir yabancının öyküsü. Yabancı onların arasına girmek istiyor. Bütün çocuklar bağırıyor: ‘Bizimle oynama-Bizimle kalma-Fakir-Git seni istemiyoruz!’ Fakir çocuk bir köşeye siniyor ve biraz zorlanarak onlara diyor ki: ‘Ben fakirim diye beni hor göremezsiniz!’
Büyüklerin keskin dünyasında olsa film burada biterdi! Ama Vanlı çocukların filminde asıl eylem buradan sonra başlıyor. İçlerinden biri çıkıp parktaki bütün çocuklara sesleniyor: ‘Arkadaşlar bu yaptığımız çok ayıptır. Ondan özür dileyelim!’
Büyüklerin çilekeş dünyasında olsa ‘hadi oradan bölücü, kim bilir sen de neyin nesisin, çok meraklıysan sen de onunla git’ diyebilecek olan parktakiler, çocukların canlandırdıkları dünyada mahzunlaşıyor ve yaptıkları yanlışı anlıyorlar! üstelik öyle didaktik, insanın gözüne gözüne sokan bir biçimde de değil! Kendiliğinden, yaşamın doğallığında.
Büyüklerin ‘önemli’ ve ‘adaletli’ dünyasında olsa ‘tamam çok üzgünüz, boş zamanlarımızda çok da merhametliyiz ama o da hak etti kardeşim, ne bileyim hırlı mıdır hırsız mıdır, kaçakçı mıdır nedir’ diye mırın kırın edecek birileri olabilecekken çocukların filminde bütün çocuklar gidip ‘yoksul çocuğu’ koşulsuzca bağırlarına basıyor.
Koşulsuzca.
Filmin tamamını www.sendika.org’dan izleyebilirsiniz.
***
Star televizyonunda flaşflaşflaş haber olarak geçenler ilgimi çekiyor. Kıvanç Tatlıtuğ baba olmak istiyormuş. Bu ne ciddi haberdir ya!