Ve melekler kampa girer

Göç çağımızın tanımı.

Parçalanmış kimlikler.

Mekânın bölük pörçüklüğü.

Zamanın uçuculuğu.

Bunlara paralel giden lime lime anılar, bu anıların yaşamın rüzgârına kapılmışlığı.

Modern belleğin tanımı da bu. Bu bellek mülteciliğin ya da sığınma hakkı isteyen bir insanın belleğinden süzülenler kadar ve aynı oranda izsiz. Aslında yekpare, sabitlenmiş hiçbir şeyimiz yok. Varmış gibi yapıyoruz, o ayrı. çünkü aidiyet duygusu oldu mu insanın yaşamaya devam etme gücü, güdüsü artıyor, yaşama sevinci çoğalıyor. Bu da insan beynine iyi gelen bir şey ama sakın ‘gerçek mi’ diye sormayın. Zira çağımız gerçeğin en iptidai biçimde yaşandığı bir çağ.

Göç dedik ya mülteci kampları da bu hazin insanlık şiirinin tapınakları adeta. Kötü, izbe, dayanılmaz. Uzak durulmalı oralardan, mümkünse görmezden gelmeli. Ama gerçekte insanlığın 21. yüzyıldaki hakikatle örülmüş yalınkat şiiri oralar. Hâlâ şiirden bahsedebileceksek elbette. Aidiyetsizliğin tavan yaptığı aksisedasız mekânlar. Bu yüzden çağın en gerçek yüzü oralarda bir yerlerde saklı. İnsan üzerinde oynanan siyasi manevraların en yalın yansımaları, insanın insanla cebelleştiği anların en riskli boyutları, yaşamla ölüm arasındaki en kırılgan hat, geçmiş ve gelecek arasındaki en yoksul, en biteviye şimdiki zaman, hatırlamakla unutmak arasındaki en alacakaranlık mevki.

Hal böyleyken Hatay’a Hollywood gelir. Angelina Jolie elinde oyuncaklarla Malta üzerinden Türkiye’ye uçar ve hop, mülteci kampının içindedir. Göç gibi bir karmaşaya, yaşamın özünü oluşturan çağdaş bir açmaza, sunulabilecek o modern cevabı hatırlatır tüm dünyaya Jolie’nin meleksi yüzü: Hayırseverlik.

Gelir ve geçer. Göçün anları gibi hayırseverliğin anları da genellikle böyle bir koda sahiptir Hollywood dizaynlı kurgularda. Göçün yarattığı mekansızlık, zamansızlık neyse, çağın hayırseverlikle kurduğu bağ da böyledir biraz. Kaygan bir an, soyut bir iyiniyet, hoş kokulu uçucu bir merhamet.

Kamptaki bir kız çocuğu için bu uçucu merhametin başka bir adı vardır elbette. Etrafı tel örgülerle çevrili bilinmez bir toprak parçasında yaşarken elinize bırakılan bir bebeğin adıdır Angelina. Melektir, elinizdedir, hayat gibidir. Ama bir o kadar da hayaldir, uzaktır ve gerçekte bir türlü dokunamazsınız ona. Soyut bir özgürlük serabını temsil eder. Mutlu sonla bittiğini göremeyeceğiniz bir filmde bir görünüp bir kaybolan Melek adındaki kadın kahramanın hareli bir çift bakışıdır. Aynı ad, bir gün Brad Pitt olmayı hayal eden yığınlara zihinde bir görünüp bir yok olan izafiyet teorisidir. Uzaydır, boşluktur, ışığın hızıdır. Bu ışıktan var olmuş beden künefe yemeyi reddetmese bir parça gerçek olma ihtimali vardır ama künefeyi de reddetmiştir!

Heyhat! Mutedil bir rüzgâr gibi gelip geçmiştir… Ardında katmanlı bir enkaz bırakarak.

Gerçeği.