Yaz

Nice nice kurak mevsimlerin arda kalanlarındandım -ben tarladaki korkuluk. O soluksuz günlerden kala kala iskelet bir gölge kalacaktı “canlı” halimden geriye; bunu çok sonra anlayacaktım. Zamansızlığın tüm kayıplarla er ya da geç helalleşebileceği fikri kulaklarımın içinde vızıldayıp duruyordu hâlâ; oysa biliyordum ki inanmak istediklerim için boş yere  umutlanmıştım.
Yine sıcaktı işte. Bir baltaya sap olamayacak kadar, hayata yeniden başlayamayacak, canlanamayacak kadar  sıcak.
Bir türlü ağlayamıyordum.
Bir türlü gülemiyordum.
Anlam, sivrisineklerle birlikte sehere sarılan, gün batımlarıyla birlikte sivrisineklere dönüşen hayalet bir gerçekti. Anlamı da gerçeği de çözemeyecek kadar bir ehlikeyiflik hali vardı üstümde. Nihayetinde tarladaki mahzun bakışlı korkuluktum. Sonra bir gün tuhaf bir yaz rüzgarıyla birlikte bir öykü çarptı bedenime. Diyordu ki:
“…Babamın gözlerinden annemin çıplak ölü bedeni asılıydı. Ben görmüş ve hiç kimseye söyleyememiştim. Bebekliğimin benliğimde kalan göğüslerinden kan damlıyor, asılı olduğu babamın göğüslerinden akarken kan gözyaşı oluyordu… annem boğularak ölmüştü. Yazdı. Yağmur yağmıyordu, köyümüzdeki derenin suyu kurumuş, toprağın derinliklerine çekilmişti. Boğulacak ne bir başka dere, ne de göl vardı. Annem öldürülmüştü.”
Öyküyü anlatan on üç yaşındaki bir oğlan çocuğuydu. Çaresizce gölgesiz çehresine baktım onun, gölgesiz olanı sadece kendim sanırdım, ona baktım onun aftan yararlanacak anne katili çocuk ellerine. Sonra o kadına. Anneye. Önce kocasının, ardından kaderin, ardından öz be öz oğlunun ellerinde ölen bir annenin bedenine, üzerindeki lekeli çarşafa. Oğlan komutanlarla birlikte götürüldüğünde kamyonun berisinde kalan sıcağa ve o boz toza baktım. Bir de o toz bozun ardından lime lime parçalara ayrılacak ve yeniden toprağa gömülecek zinalı anne bedenine.
“…annemi boğarak öldüren amcamdı. Amcamla birlikte pencereden babamı görmek, amcamın yanında sessizce beklemek delirmem için yeterliydi ama ben delirmemiştim”
Delirmemişti. Delirmemeyi, ruhsuzluğu korkuluklara özgü sanırdım. Anne bedeninin talihsizliğine beş yıl sonra cansız bir kız kardeş bedeni eklenmişti. Ve o yine delirmemişti. Komutanlar cesedin başında sormuşlardı: “Bu senin kardeşin mi?”. “Evet” demişti. O toz bozun içine anne katili oğlanın kız kardeşi de ekleniyordu şimdi. Çatışmada ölmüştü kız ve annesinin ardından bir tek o gözyaşı dökebilmişti. Bir tek oydu rüyasında annesinin hayal ve gerçeğini çözmüş olan -çoktan.
“Evet, bu benim kızkardeşim” diyordu oğlan ve delirmiyordu. O kız kardeşin ölümle buluşmasına bakıyordu. Bir türlü ağlayamıyordu, bir türlü deliremiyordu.
Çok sıcak kurak bir mevsimdi bu…
Belki de bu yüzden “Gölgesiz olan kim?” sorusu bir korkuluğun beyhude sorusu olarak kalmalı diye iç geçirdim. Sonra kendimi toparladım. Sıcak çok fazlaydı. Her şey, iyisi mi,  olduğu gibi kalmalıydı. Ölü kadın bedenleri bozkırın içine pişmanlık, namus, vatanseverlik, kocalık, babalık uğruna çekiştirilmeli, gömülmeli, hatta gömüldükten sonra açılıp parçalanıp bir daha, bir daha tıkıştırılmalıydı. Sonra sustum. İçimde bir ses şöyle devam etti: “Ki hayata tutunmaya çalışan bütün canlılar nefreti ve bu nefretin öngördüğü hayat öpücüklerini  hayatlarının en büyük serabı yapsın. Ki her şey hiçbir şey olmamış gibi devam etsin, kimse ağlayamasın, kimse gülemesin, kimse ama hiç kimse gönlünce -gerektiğince deliremesin.”
Ona baktım. Yine o kurak bir bahçedeydik. Güneş canhıraş tepemizdeydi. Beni gerçekten duymuş muydu? Ya ben onu? Yoksa o iç ses onun muydu? Bu yüzden mi ruhumuza hayali ve canlı bir sonbahar gelmek üzereydi?
“…rüyasında yaşam kabusunun sırrını çözen o genç kızın kanla örülmüş bedenine daha fazla bakamadım… arabaya komutanın yanına bindirildim… konuşuyordu durmadan… gözlerimden yaşlar akıyordu… yağmur kokuyordu gözyaşlarım.”
***
Yazıdaki alıntılar Nibel Genç’in “Yağmur Kokan Gözyaşları” adlı öyküsünden. Öykü,  bu yılki Marsilya Akdenizli Kadınlar Forumu tarafından düzenlenen “Beden” temalı öykü yarışmasında,  Akdeniz Büyük Ödülü ‘ne değer görüldü.
2006 Yarışmasının teması ise  « Geçen Zaman »
Ø Yarışma Akdeniz ülkelerinde yaşayan ve daha önce eseri yayımlanmamış kadınlara açık. Eserini bir yayınevinden değil, kendi hesabına yayımlamış yazarlar da katılabiliyor bu yarışmaya.
Ø Metinler yılın temasına uygun olmalı ve başlık taşımalı
Ø Her yazar sadece bir öykü ile katılabiliyor.
Ø Yazar yarışmaya dilediği dilde katılabiliyor
Ø Metinler 10 sayfayı geçmemeli (12.500-20.000 vuruş), sayfaları numaralandırılmış olarak,  nüsha halinde gönderilmeli.
Öykülerin, en geç 30 Kasım 2005 tarihinde, normal posta ile PK. 17 Bebek 34342 İstanbul adresine veya akdenizforum@yahoo.fr e-posta adresine gönderilmesi gerekiyor.