Yazarım Olur musun?

Bir yazar yaratmanın günümüz kültür piyasalarındaki karşılığı nedir?

El değmemiş bir kılıf; ama bu kılıfa rağmen kendine dokundurabilir hissi veren bir imaj. Yazdıklarının kurgusunu özyaşamöyküsünün bıçaksırtı tınılarından alan, vicdanı yer bulamamış bir zat olma hali; okuyanı, içeriğiyle sersemletmeyi amaçlayan bir olay örgüsü sahibi; ve tabii ki ilk ikisiyle zıtlaşması aşikâr olsa da müzayedeye sunulan yoğun bir gizeme sahip olma… Kısaca açılırken kapanan, kapalı durduğu sanılırken sisler içersinden süzülmesi umulan bir müstear. Pazarlanışını baş tacı etmeye soyunmuş bir üretim ilişkileri ağında kendisine sunulan/vaat edilen egemenliğini sürekli olarak üretmesi beklenen şaibeli tin. Değişmekte olan hayat dinamiğinin ikonu. Değilmiş gibi davranırken bile statükonun merkezinde soluk alıp vermesi beklenilen kişi.  Bu surette sevilmesi ve hatta baş tacı edilmesi planlanan suret…

Olabilir mi? Elbette olabilir… çağımız bunun yakın kanıtlarıyla dolu.

James Frey bunlardan biriydi-ama ne ilk ne de sondu… İlk kitabı "A Million Little Pieces"'in ardından milyonlarca satan  bir başka anı kitabı yazdı Frey: "My Friend Leonard". Kitap "cezaevindeki 87. günüm" diye başlıyordu.  Sonradan anlaşıldı ki büyüsünü "gerçektenden de gerçek anı" yanından alan bu kitabın baş  kahramanı James Frey'in cezaevi macerası sadece 2-3 saatten ibaretmiş! Kitabın bununla başlayıp ivme kazanarak çoğalan beyaz-gri-siyah yalanları Amerikan edebiyat dünyasının moralini hayli bozdu. Piyasa tam kendini toparlayacakken bu kez "Terminatör" takma adıyla tanınan yazar JT LeRoy gündeme geldi.  Kendisi 2001'den beri yazdıklarıyla kamuoyunu hallaç pamuğu gibi atıyordu. Yazar, "Sarah" adlı yarı otobiyografik romanıyla kendi yaşamından bir kesit sunuyor, genç erkek bir fahişenin dramını anlatarak olağanüstü bir çıkış yakalıyordu. 12 yaşında bir erkek çocuğun annesine duyduğu tapınma hissinden yola çıkarak kadın giysilerine bürünmüş diğerleriyle birlikte yaşadıklarını anlattığı kitabında okuru dehşetin ortasında soluksuz bırakan bir kurguyla "işte yazar bu" dedirtiyordu çoğu kişiye.

O da  tıpkı Frey örneğinde olduğu gibi "çoğunluğun" aradığı hemen her şeye sahipti; gerçeğin içinden süzülen acılı bir beyin, travmatik bir geçmişin üzerinde yükselen bir irade ve tüm bunların iç sesi olabilme özelliği… Kimine göre Charles Dickens'ın çağımızdaki versiyonuydu; kimisi içinse sırf gizemli varlığıyla tapılası biriydi. LeRoy yüzyüze röportajlardan kaçıyor ve bu kaçışını utangaç kimliğine borçlu olduğunu söylüyordu. Sarı peruğuyla kamuoyunun önüne çıktığı görülmüştü ama gözler önüne serdiği "gerçek dünyanın gerçek sesi" olabilme özelliğini kendi kimliği için sergilememekten yanaydı. Bu da birçoğu için onu gerçeklerin has yazarı yapan diğer özelliklerden biriydi. Bu arada AIDS olduğunu öğrenmişti; evet evet o da tıpkı Frey gibi çağımızın ta kendisiydi…

Ancak işler pek umulduğu gibi gitmedi. LeRoy'un, Frey vakasıyla birlikte edebiyat dünyasının gelmiş geçmiş en büyük göz aldanışlarından biri olduğunu yazdı geçenlerde gazeteler. Hatta James Frey'in vakasından biraz daha sarsıcıydı LeRoy hadisesi…Hiç değilse James Frey diye biri vardı! LeRoy'un kendisi 40 yaşlarında bir orta sınıf kadının hayal ürünüydü. Ne hayal ama! Laura Albert ve kocası bu şaibeyi yaratmış ve çağımızın "şaibe-yeraltı-gizem" takıntılı dünyasından ceplerini doldurmayı başarmışlardı. Geriye ise kala kala koca bir kültür dünyasını hile bulamacına batırıp çıkarmanın ne kadar da stratejik bir manevradan ibaret olduğunu gösteren muhteşem deliller: Hayal LeRoy'un muhteşem kitapları ve şu aralar onarılmaz bir hayal kırıklığı yaşayan o görkemli okur kitlesi…

Şimdi akıllardaki soru şu: James Frey anılarını yazmaya devam edecek mi? Yoksa anılarını "bunların hepsi kurgu" diye yeniden mi yayımlayacak? Yayımlasa da okurda"röntgenci hissiyatı" uyandıramadığı için çoksatar bir etki yaratabilecek mi? Hiç sanmıyoruz…öte yandan  Laura Albert, şimdiden sonra kendi adıyla yazsa aynı ilgiyi bulur mu dersiniz? Bırakın Allah aşkına, kim ne yapsın, orta sınıf kentli, akıllı ama aksiyonsuz, anne-baba takıntısı travmatik boyutlara tırmanamayan vasat geçmişli Laura Albert'i…